Tortu
- Seçil ŞAHİN
- 2 saat önce
- 3 dakikada okunur

Yeni gelin bu akşam kayınvalidesi ve kayınpederini ağırlamanın heyecanını yaşıyordu.
Mutfakta ise altı kısık tencerelere, fokurdayan çaydanlık da eşlik etmeye başlamıştı. Ortalığı taze yeşilliklerin kokusu doldurdu. Maydanoz, salatalık, reyhan ve yeşil soğan. İnsanın iştahını kabartıyordu kokular.
"Gökhan, salatanın sosu için üst raftan sosluğu verir misin?"
Buzdolabından limonu aldı. Zeytinyağını sosluğa boşalttı. Tezgâhın üzerindeki nar ekşisine uzanırken elindeki sosluktan yerlere zeytinyağının aktığını görünce, "Aaayyy! Tam işim biterken olacak şey mi bu?" dedi.
Gökhan karısının yukarı doğru kalmış kaşları ile aşağı büzülmüş dudaklarını görünce "Tamam aşkım ben vileda ile mis gibi temizlerim."
"İnsanın boğazına bir yumruk oturuyor tam bitti demişken Gökhan." diye canı kaçmış bir sesle konuşan karısını belinden çekip öptü genç adam.
"Ben temizlerim. Sen devam et."
Mutfaktan çıkan adamın arkasından sevgi ile baktı. "Ne şanslıyım. Hep böyle oluruz inşallah." diye dua etti içinden.
Sofra kuruldu. Pırıl pırıl yemek takımları, lekesiz çatal kaşıklar, özenle katlanmış peçeteler... Her şey tamamdı. Sofradaki her tabak taze ve lezzetli görünüyordu. Zeytinyağlı sarmalar kalem gibiydi, rostosu sulu ve lif lif ayrılmış, pilavı tane tane dökülmüştü. Dolaptan nar gibi kızarmış kazandibi tepsisini çıkarıp, şekilllendirerek servis tabaklarına aldı. Soğukluğu korumak için tekrar dolaba koydu. Fırındaki su böreğini kontrol etti. Fırının kapağı açıldığında yayılan börek kokusu iştah kabartan cinstendi.
Üzerine lacivert puantiyeli kloş elbisesini giydi. Hafif bir makyajla yüzünü renklendirdi. Simsiyah saçlarını ensesinde topuz yaptı. Makyaj masasının üzerindeki kutuya uzandı. Odadan çıkmadan boy aynasında kendine bakarken kutudan aldığı inci küpeleri el yordamı ile kulağına takıverdi.
Zil sesi ile kapıya koştu.
"Ekmekler de geldi. Hallettin mi sofrayı?"
"Tabii hallettim. Mutfak benim işim kocacığım."
Gökhan salonda genç kadını belinden tutup boynuna bir öpücük kondurdu.
"Mis gibi kokuyorsun yine."
"Tamam aşkım. Gelecekler şimdi." derken sıyrıldı genç adamın kollarından Şermin.
Gökhan kaşlarını oynata oynata "Açmayalım kapıyı. Bu akşam bizim olsun." dediği an kapı çaldı. Şermin göz kırparak kapıyı açtı.
"Buyrun hoşgeldiniz."
Şermin heyecanla sıkı sıkı sarıldı misafirlerine. Melahat Hanım yine mesafeliydi.
"Hoşbulduk, nasılsınız? Yemekleri yapabildiniz mi?" dedi.
"Anne, Şermin şef."
Kadın ağzını bura bura "Terzi kendi söküğünü dikemezmiş derler yavrum."
"Aman bırakın yemeği evladım. Sizi görmeye geldik. Özledim sizi." dedi babacan bir tavırla Sadık Bey.
Şermin geriye çekilmiş şaşkın şaşkın Gökhan'a bakıyordu. İki sene nişanlı kalmışlardı. Melahat Hanım pek konuşmaz hep bir duvar olduğunu hissettirirdi gelinine.
Şermin çorbaları koyarken elindeki kaşığı peçeteyle iyice silen kadın "Ayy kızım az koy. Tadına bir bakayım da..." dedi. Şermin yarım kepçe koydu. Başını eğip yüzüne isteyecek diye bakarken "Bu yeter, yeter bana." dedi. Ardından çatalı bıçağı silmeye koyuldu.
Şermin içeri gidince "Anne ne yapıyorsun?", "Ne yapıyormuşum?", "Ayıp oluyor, kız mis gibi hazırladı her şeyi. Bütün gün sizin için hazırlık yaptı." "Ayyy hazırlığa bak. Bütün gün yapa yapa bunları mı yapmış?", "Hanııııımmm..." dedi dudaklarını sıka sıka Sadık Bey "Yeter. İnsanların hevesini kırmaya hakkın yok.". Melahat Hanım sustu. Bir süre sessizlik eşlik etti masadakilere.
Gökhan leblebi, çekirdek gibi sarmaları indiriyordu midesine.
"Gökhan, Sultan teyzen ne güzel sarma yapar değil mi?" Yanakları sarma ile şişen Gökhan boş boş annesine bakıp omuzlarını kaldırdı. "Ay bu kadar yeme oğlum. Yaprağı da pişmemiştir. Nereden alındığı belli değil. Midene dokunur yavrum!" dedi Melahat Hanım.
Şermin dudaklarını ısırdı. Çatalı yavaşça bıraktı.
"Su böreğini uzat bakayım Gökhan."
"Buyur anne."
"Nereden aldınız?"
"Şermin kendi açtı. Çok lezzetli değil mi?"
"Ayy çiğ kalmış çocuğumun bu." deyince kadın Şermin'in omuzları düştü. Gülümsemesi silindi. Artık yemek yemiyor sadece bu akşamın bitmesini bekliyordu.
Tabaklardaki yemekler bitince Şermin servisleri toplayıp mutfağa gitti. Şangır şungur tabağı çanağı tezgaha bıraktı. Hem üzgün hem de sinirliydi. Sakinleşmek için oturduğu tabureden salona kulak kabarttı.
"Anne, yeter! Kızın kalbini kırıyorsun.Yüzü düştü."
"Yüzü kapıdan girdiğimizden beri düşüktü ayol. Geldik ya evine."
"Sana ne oldu be kadın! Manyak mısın?" dedi Sadık Bey. "Ne alıp veremediğin var kızcağızla."
"Ben de gelin olduğumda anan bana böyle ettiydi. Sen o zaman sesini çıkarmadın da asıl şimdi sana ne oluyor Sadık bey? Elin kızını koruyacağın mı tuttu?"
"Senelerdir biriktirdiğin şey sende kireç bağlamış hanım. Etrafa tortularını saçma. Bir daha densizlik yaparsan evde bunun hesabını fena sorarım Melahat. Tek bir kelime duymayacağım. Tek bir kelime ve tavır..." dedi Sadık Bey. Kadın bilirdi kocasının huyunu. Hele ki bir de inatlaşırsa burnundan geleceğini. Demir leblebi gelse artık yutacaktı.
Tatlılar yenirken "Ayyy Gökhan. Eser halan kazandibi üstadıdır." dedi ve aklı başına geldi. Kocası öfke ile bakarken yutkundu. Hırsına yenik düşmenin pişmanlığı ile "Aynı benim gibi yapmış Şermin." dedi. "Değil mi Sadıkcığım?" dedi sahte sırıtmasıyla.
"Çaylar da geldi. Misafirlerim inşallah çayımı beğenir?" dedi Şermin. Melahat Hanım'a uzattığı çay zift gibiydi. Her yudumunda kekremsi tat ile kadının yüzü hâlden hâle giriyordu ama tek bir kelime edemezdi artık.
Bardağı bitince Şermin fırsat vermeden hızla bir tane daha doldurup getirdi.
"Çayım güzel olmuş mu Melahat anneciğim?" Kadın oturduğu yerde kıpırdandı. Derin bir nefes aldı. Kocasının yüzüne bakarak kısık bir sesle "Benden daha güzel çay yapmışsın. Ellerine sağlık kızım." dedi.
Seçil ŞAHİN



Yorumlar