top of page


Bir Şişe Suda Kopan Fırtına
Etiyopya topraklarına ayak basar basmaz bizi tüm kabilelerin alışveriş yaptığı bir pazara götürdüler. Arabadan iner inmez bol toz ve üzerimize çevrilmiş birçok meraklı göz bize "merhaba" dedi. Küçük bir dere etrafında insanlar, hem çamaşırlarını hem de kendilerini yıkıyorlardı. Aynı zamanda sıska, kemikleri çıkmış birkaç hayvan da sularını içmekteydi. Derenin etrafında ise bez parçalarından oluşan tezgâhlarda minyatür oyuncaklar gibi gözüken renkli birkaç sebze ile kolye gibi


Ebemkuşağı
Keşke şimdi Ülfet annem yanımda olsa, kapıdan başını uzatsa, “Guzuuuummm, hayırlı sabahlaaa… Günaydınla oluvesin,” dese. Bir bardak limonlu ıhlamurun buğusunu burnumun ucunda sarkaç gibi sallasa. Devam etse. “Öskürü öskürü bitmediii. Accık içive gari.” Beni iyileştiren ıhlamur değil, bilmiyor. Sevilmek, önemsenmek... Yumuşacık bir dokunuş olduğunu bilmeden devam ediyor. Babamın teyzesi, babaannemin yadigarı, bir tek onun yanında ben olabildiğim Ülfet anne ile Mustafa amcamın
bottom of page
