top of page

AMCAM


Yaşlı ve kırgın çınar ağaçlarımın altında yürürken geçmişin gölgelerini taşıyan pek çok apartmana bakmıyordum.

Bir zamanlar kimi şeftali bahçesi kimi gül bahçesi kimi de yuvarlak balkonlarının altında minik palmiyeler taşıyan müstakil evler şimdi parlak camlarla sırıtan apartmanlara dönüşmüştü.

Bense o eski sokağımda kalan birkaç yaşlı çınarın altında içimden taşan renkli hatıraların avına çıkmıştım galiba.

Neredeyse iki yüz metrelik sokak boyunca kalan birkaç harap düşmüş evin zeminine kadar inmiş kökleriyle beni karşılayan hatırnaz ve misafirperver çınar ağaçlarım… İşte yolun sağ tarafında bir zamanlar bahçesinin bir asmanın altına konumlandığını hatırladığım şimdi yerinde beş katlı, pencerelerinde klima motorları ile camdan bir dünyaya dönüşmüş eski evim…

Yeşil, oval ve paslanmış demirlerinin üstünden atlamayı çok sevdiğim yekpare kapıyı görüyorum gözlerimi kapadığımda. Kulaklarım hızla çalışan klima motorlarını duyarken gözlerim aracılığı ile ruhum, çocukluğumun arka bahçesine giriyor. Az ötede o deli çam, biraz ilerisinde kurbanda kesilecek koyunu bağladığımız turunç ağacı… Turuncu meyvelerin çoğu yerlere dökülmüş, berisindeki japon elmalarının toprak zeminde çürümeye başlayan meyvelerine eşlik ediyorlar.

Amcamsa karşımda. Birazdan kurban işine girecek. Erkenden bize gelmiş. Önce bizim kurbanlıkları kesecek, mangal yapacağız, Japon elmasının dibindeki çiçekliğin içinde… Bana ordan uzaklaşmamı söylüyor, korkmuyorum ki ben. Alıştım bu tantanaya ama söyleyemiyorum. Bahçenin içindeki, turuncu kiremitleri dökülmeye başlamış, zeminindeki beton yer yer çatlamış garajın içinde bekliyorum işinin bitmesini. Birazdan beni mangala çağıracak.

Gülümsemesini hatırlıyorum, ağzının kenarındaki sigarasını. Üstümüzü başımızı temizleyip, mangal sefamız bitince o yeşil yekpare kapının ardında uzanan bahçenin içindeki evimizde, turuncu iskandinav koltukta oturacağız. Ağzımdaki sakızdan balon şişirmeyi öğretecek bana, kahkahalarla güleceğiz. Sonra evine gidecek.

Yorgun adımları yok, ama omuzları çökük. Kışın portakal bahçesinde, yazın zeytinliğinde... İnekleri var, hatırlıyorum.

Şimdi amcamın zeytinliğinin kenarında çalışıyor klima motorları. İnekleri var, hem de bir sürü… Teni yanmaya başladı. Kapkara, elleri sertleşmiş. Ama yüzünde hüzünlü, kırık gülümsemesi.

“Leyla’m gel, korkma.”

Korkmuyorum ki ne kestiği koyunlardan ne baktığı ineklerden… Ama iyileşmesini istiyorum.

Yüzündeki yanıklar çoğaldı, durmadan İzmir’e hastaneye gidiyorlar babamla, bazen günlerce gelmiyorlar. Ben zeytinliğe gidemiyorum. Portakal bahçesinin kenarına açılmış toprak yollara verilen sularda çamurla oynayamıyorum.

Annem söyledi, güneşe çıkmaması, çalışmaması gerekmiş. Zeytinler döküldü. Yengem gitmiş galiba toplamaya. Portakallara ne oldu bilmiyorum, eve kasa kasa portakal gelmedi bu kış. Ama amcam döndü. Mahsun yüzü kaygılı, çizgili bir pijama var üstünde, evi çok kalabalık. Yengem, kuzenlerim, kuzenimin yeni doğan bebeği… Dinlenebilecek mi o evde?

Yengem durmadan tarhana yapıyor, domates kesiyor. Dolaplar salça kavanozlarıyla, bamya konserveleri ile dolmalı. Amcam yeniden gitti bahçesine, ineklerin başında.

Ahh bu lanet Ege kasabaları… Evlatlarını bir türlü büyütemeyen küçük şehrimin gaddar kadınları. Evlatlarının bahtını değil tahtını yapmaya çalışıyor yengem. Kızı her sabah onlarda, oğlu da evlendi. Artık yeni geline de bakmalı. Üç hane…

Amcam mutlu mu? Her sabah ineklerinin başında. Güneş onu yiyip bitirirken çalışmaya devam ediyor. Artık gelmiyor kurban kesmeye. Bahçede dolaşmıyorum. Üniversiteye gidiyorum artık ne kurban zevkli ne sakız şişirmek.

Amcam burada yeniden. Okuduğum şehirde. Yanına gittim, başında yengem var. Solmuş beyaz duvarlar arasında, üç kişilik bir koğuşta… Bedeni yanıyor görüyorum. Başında birkaç tane serum var, saymadım. Elini tutmak istedim, dokunamadım.

Çıktığımda yanından annem öfkeli…

“Yediler adamın başını, bu insanlara bakarken ziyan etti kendini!”

“Neden böyle dedin anne?”

“Ah… Evde yer yokmuş, koridorda yatıyormuş amcan son günlerde. Yengen kızını, oğlunu, torunlarını doldurmuş odalara.”

“Koridorda mı”

O sene gitmedim Kurban Bayramı’nda evime. Yengemi ve ailesini en son mezarlıkta gördüm. Bir daha aramadım hiçbirini.

O yekpare yeşil kapıdan arta kalan yaşlanmış çınar ağaçları… Onlar şahit bayramdaki cıvıltılarımıza... Klimaların motorlarını bu yaşlı ağaçlar da duyuyor mu acaba. Yerlere döktükleri yapraklarına bastığımda çıkan hışırtı, bastırıyor o sesleri.

Şimdi ne o motorların seslerini duyuyorum ne üzerine kuruldukları ışıltılı camları taşıyan beton gövdeleri görüyorum. Bu sokakta kalan birkaç kırgın çınar ağacımı izleyerek yeniden terk ediyorum bu şehri.



Tuba Arzık

09.05.2026

Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


bottom of page