top of page

Kızım Evleniyor

Şu yılan gözlü oğlanın nesini beğendin, ahh güzel kızım? Yılan gibi sinsice sokulmuştur kızıma. Kim bilir ne yalanlarla aklını çelmiştir. Yılann, yılaann… Elini yüzünde gezdirdi. Haykırmak, bağırarak ağlamak istiyordu. En iyi özel okullarda okuttuk. Bütçemizi zorladık yurt dışına gönderdik. Sonuç; yılan gözlü, fasulye sırığı oğlan az sonra damadımız olacak. Ya dudakları... Bir dudak yerde, bir dudak gökte botoks yaptırmış gibi.

 

  “Ne yapıyorsun Haldun? Kendine gel. Gelin arabasının önünü mü keseceksin? Hem nerede görülmüş, kızın babasının gelin arabasının hemen arkasından gittiği?”

Haldun Fitnat Hanım'ın sesi ile irkildi. Sımsıkı tuttuğu direksiyonu kırarak, gelin arabasının arkasındaki eski yerine geçti. Evet, gelin arabasının önünü keseceğim. Kızımı alıp eve döneceğim. Kızım gelir mi acaba? Keşke yatak odasının kapısını kilitleseydim. Fulya dışarı çıkamasaydı. “Size verilecek kızım yok.” deseydim. Gelini almaya gelenleri kovsaydım evden. Yapamadım. Fulya’nın kapı açıldığında, yılan gözlüye nasıl baktığını görünce, kalbime bir hançer saplandı. O bakışı hatırlıyorum.

Fulya'm daha beş yaşındaydı. Oyuncakçı vitrininde bir bebek beğenmişti. Kumral uzun saçları, masmavi gözleri vardı.  Üzerinde altın rengi elbisesi ile ellerini açmış “Beni al.” der gibi bakıyordu. Fulya cama yapıştı ve o bebeği almam için yalvarmaya başlamıştı. O bebeğe öyle bakıyordu ki insanın içi parçalanıyordu. Fiyatı o gün için bütçemizi aşıyordu. Ama Fulya’nın mutluluğu için tamam dedim. Fulya’nın elinden tutup, dükkâna girmeye çalıştık. Fakat dükkân kapalıydı. Eve dönene kadar ağlamıştı Fulya. Ertesi günü iş çıkışı oyuncakçıya uğrayıp bebeği aldım. Nasıl sevinmiş boynuma sarılmıştı. Öpücüklere boğmuştu. Bebeğinin ismini Lale koymuştu. Hâlâ odasında durur. O anı anımsayınca bir tebessüm yerleşti dudaklarına.  Fitnat Hanım'ın gözünden kaçmadı bu durum.

“Evden çıktığımızdan beri ağzını bıçak açmıyor Haldun, hayrola niye gülümsedin?”

“Hiç canım, Fulya’nın çocukluğu geldi aklıma. Keşke hiç büyümeseydi. Seni bırakmam babacığım diyordu. Bak koşa koşa gidiyor.”

Fitnat Hanım şefkatle eşinin elini okşadı.

“Hayatın kuralı bu Halduncuğum, ben de bir babanın kızıydım. Bıraktım sana geldim.”

Haldun başını çevirdi hanımına baktı. Sürdüğü parfümün ağır amber kokusu ilk defa burnuna geldi. Şuna bak, sürmüş sürüştürmüş, şıkır şıkır giyinmiş. Sen kız annesisin biraz insan üzgün olur. Nerdeyse zil takıp oynayacak. İçi sıkıldı. Arabanın camını açtı. Derin bir nefes aldı. Kravatını gevşetti.

 

Gözü cep telefonu tutacağına ilişti. Fulya, Erasmus için gittiği Münih’ten hediye getirmişti. Havaalanında kızını uğurlarken ağlamamak için kendini zor tutmuştu. O günkü gibi boğazı düğümlendi. Fulya ilk defa yurt dışına çıkacağı için çok heyecanlıydı. Gözlerinin içi gülüyordu. Haldun ise ağlayarak kızının mutluluğunu gölgelemek istemiyordu. Kızına sımsıkı sarılıp yanaklarından öperken “Bizi habersiz bırakma Fulyacığım. Varınca hemen telefon kartı satın al lütfen.” diye sıkı sıkı tembih etmişti. Ama nerede?  Bir hafta aramamıştı Fulya. Haldun meraktan ölmüştü. Fitnat Hanım, “Gençlerin   akılları bir karış havada bey, kötü haber tez gelir derler, endişelenme.”  diye teselli etmişti. Fulya’ya niye aramadın diye sitem ettiğinde, “Yeni bir şehir, yeni bir hayat, arayamadım babacığım.” demişti. Şimdi de yeni bir hayata başlıyor. Ya bizi aramazsa, sık sık ziyarete gelmezse. Burnunun direği sızladı.

 

Düğün salonuna geldiler. Arabasını gelin arabasının yanına park etti. O arabadan inene kadar bir baktı. Erhan, kızının koluna girmiş gidiyorlar. Peşlerinden koşmak istedi. Gönül diyor, "Damada indir bir yumruk. Kızı kurtar, at arabaya, doğru eve.". Fitnat’ın tiz sesi ensesinden yakaladı.

“Haldun, evden çıktığımızdan beri hedefine kilitlenmiş füze gibi damadı takip ediyorsun. Bırak onlar gelin odasına gidiyorlar. Biz kapıda misafirleri karşılayacağız.”

Nefesini seslice bıraktı. Zaten her şeyi babalar en son duyuyor. Evlilik teklifi kabul edilmiş, tek taş yüzük takılmış. Bir gün sevinçle, müjde verir gibi; “Babacığım Erhan ailesi ile beni istemeye gelecek.” dedi. Sırçadan kalbim kırılıverdi.

“Erhan’ı bir görsen seversin babacığım. Gözlerine bakınca adeta Akdeniz’in mavi sularında kayboluyorum.” demişti Fulya. Bense cam gibi soğuk gözlerine bakarken iliklerime kadar üşüyorum. Ne yapsam nikâh memurunun önünü kesip, nikâh iptal oldu filan mı desem?

“Hayırlı olsun Haldun Bey, damadın iyisini bulmuşsun.”

Ne diyeceğini bilemeden tebessüm etmeye çalıştı. Pabucumun mühendisi. Göreceğiz bakalım iyi mi, kötü mü? Evlenince torbadaki yüzü çıkar elbet. Kızımı bir üzsün sorarım ona.

Salon neredeyse dolmuş, müzik başlamıştı. Kızı ile evde vedalaşırken kulağına eğilip, “Her an vazgeçebilirsin kızım, ayıp olur diye çekinme!” demişti. Fulya şaşkın baka kaldı. Soran gözlerle, “Baba?” diyebildi. Saçmalama baba diyemedi.

Dans müziği başladı. Alevli meşaleler görevliler tarafından yakıldı. Beyaz çiçeklerin arasından gelin ve damat müziğin ritmine uyarak yürümeye başladı. İşte geliyor prensesim. Gelinlik ne kadar yakışmış. Yılan gözlü, fasulye sırığı yanına hiç yakışıyor mu? Göz pınarlarında biriken yaşı yanaklarına düşmeden elinin tersi ile sildi. İşte nikâh masasına oturdular. Nasıl mutlu, gözlerinin içi gülüyor. Hayır der mi acaba? Nikâh memuru soruyor:

“Erhan’ı eş olarak kabul ediyor musun?”

“Evet! “

Hiç tereddüt bile etmedi.

“Ben de sizi eş olarak ilan ediyorum.”

Fitnat Hanım'a imrenerek baktı. Gözlerini mendili ile siliyordu. Kadın olmak ne güzel. Rahat rahat ağlayabiliyor. Fitnat Hanım eşine yaklaştı. Kulağına fısıldadı.

“Evliliğin en güzel yanı Fulya gibi güzel torunlarımız olacak Haldun Bey.” dedi. Haldun hiç böyle düşünmemişti. Bir an içine ılık ılık bir mutluluk aktı. Birden ciddileşti.

“İstemem, maazallah torunlar da yılan gözlüye benzer.”

Cemile CAN

 

 

Yorumlar


bottom of page