PORTAKAL
- Ümit DENER
- 4 Tem
- 3 dakikada okunur

Rezervasyon için aramıştı. Telefondaki ses ‘‘Yarın gece için sadece bir odamız var efendim. Yedi metrekare alanlı en küçük odamız. Uygunsa sizin için ayırabiliriz. Zaten bir gece kalacaksınız hanımefendi,’’ demişti .
"Yarın gece için ayırın lütfen,‘’ dedi. Gecelik ücretin tamamını otelin banka hesabına gönderdi.
Şirket toplantısı için İstanbul’a gidecekti. Şişli Genel Merkez binasında yapılacaktı toplantı. Otel bu binaya yürüme mesafesindeydi. Bir ara aynı gün geri mi dönsem Bursa’ya diye düşündü. Vazgeçti sonra. "Yorgun olurum, en iyisi gece otelde konaklarım, ertesi sabah da yola çıkarım,’’ diye karar vermişti.
Toplantı sabah saat dokuzda idi. Erkenden yola çıktı. Sabah trafiğine takılmadan sekizde ulaşmıştı otele. Cadde üstünde üç katlı butik bir oteldi. Resepsiyonda güleryüzlü genç bir görevli karşıladı onu. Odası henüz hazır değildi. Emanet odasına küçük bavulunu bıraktı. Otelden çıktı, yaklaşık on dakika cadde boyunca yürüdükten sonra toplantı binasına ulaştı.
Uzadıkça uzamıştı toplantı. Akşam dokuz civarında ancak bitti. Yorulmuştu. Karnı da acıkmıştı.Yürürken akşam soğuğunda üşüdü biraz. Cadde üzerinde açık olan bir esnaf lokantasına girdi. Garsondan mercimek çorbası rica etti. Sıcak çorba içmek iyi gelmiş, ısıtmıştı içini. Çabucak otele gidip uyumak istiyordu.
Otele gelince görevliden oda kartını aldı, ikinci kattaki 10 numaralı odasına çıkmak için asansöre bindi. Asansör kapısının hemen bitişiğinde idi oda. Kapıyı açtı, bir adım attıktan sonra durdu, odayı gözden geçirdi. Şaşırdı biraz. Ne kadar da küçüktü!! Yedi metrekare alanlı odada hiç konaklamamıştı bugüne kadar.
Odanın kapısını kapattı. Karşıdaki yatağa doğru üç adım attı. Birkaç dakika dinlenmek için baş ucuna oturdu yatağın. Biraz dinlendikten sonra ayağa kalktı, soldaki tuvalete yöneldi. Dört adım attı. Tuvalete girdikten sonra lavaboda elini yüzünü yıkadı. Dişlerini fırçaladı. Banyo nerede diye etrafa bakarken alafranga tuvaletin üzerine kanca ile yerleştirilmiş duş başlığını gördü! Lavabonun önündeki küçücük alanda mı duş alacaktı? Ne saçma! Duş almaktan vazgeçti. Giysi dolabı dahi yoktu. Giriş kapısının yanında bir metre kadar yükseklikte duvara çivi ile çakılmış demir askılık olduğunu gördü. Altında küçük bavulunu zar zor sığdırabildiği bir boşluk düşünülmüştü. Çok şükür! Hemen yanında da bir etajer .
Oda havasızdı biraz. Duvarlara baktı. Pencere yoktu. "Penceresiz oda olur muymuş," diye söylendi biraz. Pijamasını aldı bavuldan. Akşamdan kol çantasına atıverdiği irice bir portakalı da çıkarıp etajerin üzerine koydu. Yatmadan önce yerim niyetiyle almıştı yanına.
Kıyafetlerini çıkarıp pijamasını giydi. Yatağına oturup ayaklarını uzattı. Attığı adımları da saymıştı merakla. Şu birkaç dakikada sadece on iki adım atmıştı. On -iki -adım…
Saat on bir olmuştu. Uykusu gelmişti iyice. Çok yorgundu. Gözlerini kapattı. Dakikalar geçmesine rağmen uyuyamıyordu bir türlü. Nedense birden mahkûm gibi hissetti kendini. Bir suç işlemişti, ceza olarak da bir gece hücre hapsi verilmişti ona. Kim, neden davacı olmuştu? Mahkeme ne zaman yapılmıştı? Hakim ne zaman böyle karar vermişti? Sonrasında da nasıl olduysa; bu hücreye kendi ayaklarıyla gelmişti işte… Hem de ücretini peşin ödeyerek!!! Hırsızlık yapmamıştı ,birisine hakaret etmemişti . Sokakta, caddede herhangi bir köpeğin, kedinin, kuşun canını da yakmamıştı ki! Düşünmeye başladı. Son bir haftayı, bir ayı, bir kaç ayı... Suç sayılacak bir olay gelmiyordu ki aklına.
Odanın duvarları üzerine üzerine geliyordu sanki. Sıkışmış kalmıştı duvarların arasında. Resepsiyonu mu arasaydı acaba? Sebep? Geniş bir oda istiyorum mu diyecekti? Yoktu ki başka oda. Vazgeçti. Yeniden gözlerini kapattı. Yorganı yüzünü kapatacak şekilde üzerine çekti. Yıllar evvel seyrettiği o filmdeki hücre cezası almış mahkûmun görüntüleri geldi aklına. Filmin adını hatırlayamıyordu. Hemen çıkarıverdi o sahneyi zihninden. İçinden en sevdiği şarkının melodisini mırıldandı. Çayırda otlayan koyunları da tek tek saymaya başladı. Bir, iki , üç…
Sabah altı buçukta şiddetli baş ağrısı ile uyandı.Elini yüzünü yıkadı, pijamasını çıkardı; pantalonunu, kazağını giydi. Çabucak çıkıp gitmek istiyordu hücresinden. Mahkûmiyet süremi tamamlamışımdır artık dedi keyifsizce. Etajerin üzerindeki telefonunu almak için uzandı. Dün gece yemediği portakal, kabuğu biraz buruşmuş halde duruyordu etajerin üzerinde. Sözde yemek için almıştı yanına. Hiç canı çekmemişti ki. Taze idi üstelik . Daha dün sabah kesmişti ağacın dalından. Kesmek mi?! Evet kesmişti dalını. Annesi "Evladım bıçakla kesme sakın! Budama makasını al. Kiler odasındaki mavi kutunun içinde. Canı acımasın." demişti.
"Olur mu öyle şey? Aman anne, nereden aklına geliyor böyle şeyler?" dedikten sonra mutfağa gitmiş, çekmeceyi açmış, ilk eline gelen bıçağı da alarak çıkmıştı bahçeye . Bodrumdaki kiler odasına inip yeniden çıkmak zor gelmişti. Aldığı bıçak yeterince keskin değildi ki ilk defasında kesememişti portakalın küçük dalını. Birkaç defa ileri geri sürtmek zorunda kalmıştı bıçağı. O kesme anı geldi gözünün önüne. Midesi bulandı. Portakalın o hâlini düşündü. Pişmanlık hissetti birden. Gözleri buğulandı, ağlamak geldi içinden.
Sonra… Nazikçe portakalı eline aldı. Okşadı, okşadı, okşadı… "Özür dilerim.," dedi.
Ümit DENER



Yorumlar