top of page

Metroda


Sıkış tepiş vagon ter, nefes kokuyor. Görünmeyen bir zemberek kuruluyor, yazar giriş cümlesini arıyor.

Tren, Konak’tan Üçyol’a sallana savrula tırmanınca, yolcular birbirlerine çarpıp

çarpıp ayrılıyor. Karşılıklı özür dileyen, kızıp söylenenler oluyor. Sohbet edenler avazlarınca bağırıyor, gürültüden ağlayan bebeğe annesi kan ter içinde memesini dayıyor.

İki vagon öteden gelen müzik sesi yaklaştıkça bütün gürültüyü bastırıyor. Roman gençlerden uzun olanı, kemanla tango çalarken, diğeri çığırtkanlık yapıp para topluyor. “Ne sarayın soytarısıyız ne de belediyenin emir erleriyiz,” diyenlerle birlikte isyan edince, sokak sanatçısı kartlarını almışlar. Altı yedi aydır trenden, vapurdan atılmıyorlar.

Dörtlü koltuklarda oturan cam kenarındaki, iri yarı, saçı beyaz kadın, ayağını salladıkça kucağında sıkıca tuttuğu torbada kavanozlar şangırdıyor, tombulca cüzdanla da yelleniyor. Torbanın dışından, tadını epeydir unuttuğu tahin, pekmez kavanozları görünüyor. Hastabakıcılıktan emekli olmuş, evlere yaşlı, hasta bakmaya gidiyor. Ara sıra, karşısında gazete bulmacası çözen adama, gözünü kısarak, ağzını büzerek bakıyor.

Kafasını kitaba gömen genç, kulaklıkla müzik dinliyor, başka bir dünyanın düşünü kuruyor. Yanındaki gazeteli adam yayılıp üzerine çıkmasa pek memnun olacak sanki.

Gencin karşısındaki kadın, gözlerini sıkıca kapayıp çantasına sarılmış, öne arkaya sallanıyor. İşten çıkarılmış, çocuklarının velayetini kaybetmiş. Gidecek yeri yok. Yazar “Bu kadına bu kadar dert çok, kargaşa başlamadan dışarı ilk onu atmalı,” diye düşünüyor.

İşsiz kadın 'Bir sonraki durak' anonsuyla, kapının açılmasını bekliyor. Saçı beyaz; adamın yağdan parlayan tıraşsız yüzüne, kıvrılmış kirli tırnaklarına, terli gömleğine iğrenerek bakıyor. Adam yılışık bir gülüşle başını kaldırınca, kadın kafasını camdaki karanlığa çeviriyor.

Yazar, kadına bazen SB, adama Yağlı Surat demeye karar veriyor. Hatta ona da

bazen YS demek kolayına geliyor. Tekrara düşmek, okuru sıkmak istemiyor. Çalgıcılar yaklaşınca, YS, müziğe eşlik edip serçe parmağındaki yüzükle camda tempo tutuyor. SB, sağa sola kıpırdayıp arkasına yaslanıyor. Yağlı Surat, camdaki tempoya ayaklarını da ekleyince, torba dolusu gazete, dizlerinden kadının ayağının

dibine düşüveriyor.

SB tıslayarak “Şimdi onları yerden alır kucağına da koyar, pis herif,” diye söylenirken, YS dağılan gazeteleri toplayıp, torbayı kucağına yerleştiriyor.

YS, yanaşan çalgıcılara, koridor tarafındaki gencin üstüne abanıp bir avuç bozukluğu fırlatıyor.

“Oğlum, neşeli bir şey çal da içimiz açılsın,” deyip istekte bulunuyor. Kulaklıklı genç Ekolojinin Temel İlkeleri kitabını yerden alırken bir özür bekliyor.

Çalgıcılara bahşiş vermek için ceplerini, cüzdanlarını karıştıranlar, bedava müzikle hayale dalanlara, müzikten rahatsız olanlara bakmaksızın, uzatılan şapkayı

şenlendiriyor.

Keman ciyaklata ciyaklata 'Rüya Gibi Her Hatıra' şarkısını çalınca YS çatallı sesiyle eşlik ediyor.

SB hindi gibi kabarıyor, gıdısını çıkarıp bağırıyor “Densiz...”.

“Sultanım, beğenmediysen, La Komparsita’yı çalsınlar sana.”

Sıkıca tutulan tombul cüzdan, bir anda adamın yağlı suratına yapışıyor.

Kavanozlar şangırdıyor, az kalsın yeri boylayacak oluyor.

YS kızmak bir yana, “Ellerin dert görmesin, yüzüme bakmıyordun, yorulma, ver kavanozlarını taşıyayım,” deyiveriyor.

Ayakta dikilen bir kadın “Ne istiyorsun kadından,” diyecek olunca, bu kez SB’ “Bu durakta i-ne-cek-sin arsız! Bakıyor hâlâ?” diye bağırıyor.

Vagon dolusu insan sus pus, olayın akıbetini bekliyor.

YS, kulaklığını çıkarıp kitabını çoktan kapatan gencin, öfkeli dizlerine çarparak,

kapı kenarında, süt dökmüş kedi gibi bekliyor. Durakta ineceği yok. Hâlâ, ısrarla

kadına bakıyor.

SB torbaları adamın kalktığı koltuğa bırakıp, “Ayıp bilmez, sorumsuz! Emekli

olduğun günün ertesi, yatalak ananı, yetim torunlarını, bırakıp giderken aklın neredeydi? ‘Çoluk çocuğa ayıracak zamanım yok, kaçan hayatımı yakalamaya gidiyorum,” derken düşünecektin! İşler yoluna girince, ‘Şimdi de bana bak,’ diye çık ortaya. Yok efendi yok! Seni hangi hamam temizler, hangi otel kabul ederse oraya git! Haydi! Selametle! Başka kapıya, yallah!” diyerek cüzdanı sallıyor.

Zemberek boşalıyor.

Ayakta dikilen kadın, kulaklığını çıkarıp olan biteni izleyen gence “Hepsi böyle

bunların, benimki, bundan beterdi, ayyaştı, döverdi, sonunda kovdum gitti,” diyecek oluyor, genç adam fırlayıp sus pus çalgıcıların arasından kapıya varıyor.

Ana, babasız büyümüş, üniversitede okuyor, yatalak babaannesi ve maaşıyla

yaşıyor. Kapılar kapanacak anonsundan önce fırlayıp, kulaklığını takıyor.

Son duraktan önce vagona evrak çantalı bir kadın giriyor. Rengi limon sarısı,

ayakta zor duruyor... Gençten boşalan yere oturtuluyor. Kız yurdunda yönetici, defalarca uyarmasına rağmen asansör bakımına bütçe ayrılmamış, olan oluyor. Şimdi, fatura ya kendisine ya da firmaya kesilir, kime üzülsün, ne yapsın, nereye kaçsın, derdini kime anlatsın bilemiyor?

Kaçıp bindiği bu balık hafızalı tren onu çözüme götürmeyecek biliyor, geldiği yöne dönmeye karar veriyor.

Ne çok derdi var bu vagonun, neyse ki her şey çabuk unutulur bu vagonlarda. En iyisi son durakta hepsini indirip dertleri evlere, şehrin dört bir yanına dağıtmak. Yazar da tam böyle yapacaktı ki; kemancı kapı açılıp vagon boşalırken, cebine para sokuşturan Yağlı Surat’ın istek parçasını Saçı Beyaz’ın arkasından yürüyerek çalıyor. “Elbet Bir Gün Buluşacağız.”

Yazar "Umutlu bir son yazsam başka bir hayat mümkün olur mu?" diye düşünüyor.


Bengü Demiray/28.10.2023 -İZMİR

18 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Son Dilim

댓글


bottom of page