top of page

Defin Memuru



Annemi kandırıp evlenmesinden tahminen üç ay sonra başka kadınların peşine düşen babam takriben otuz dört yıl sonra ilk kez karısına bir şey olacak diye korkuyor. Otuz dört yıl sonra ilk kez kocasının gözlerinde bir sevgi kırıntısı gören annem hâlinden memnun gibi. Ameliyat önlüğünü giyiniyor, yılların soldurduğu saçlarına bone takıyor ve bayramları saymazsak belki de ilk kez bana sarılıyor.

Kapıya doğru yaklaşınca aniden arkasını dönüyor "Eğer ölürsem..." diye başlıyor cümleye anne saçmalama diyorum öfkeyle, "Dinle!" diye devam ediyor “Eğer ölürsem hemen hatim gruplarına yaz bana cüz vermesinler, maazallah verirler üstüme kalır.” Peki anne diyorum ilk işim bu olacak. 



En çok annemin çıktıktan sonra narkoz etkisiyle ne diyeceğini merak ediyorum. Bir özür belki, bir sevgi sözcüğü, kim bilir?

Babam defalarca aradı ilk kez bu kadar telaşlı görüyorum. Gelmedi çünkü hastaneye giremiyor. Henüz on sekiz yaşındayken babası hastaneye yatıyor, o başka şehirde çalışıyor, haber geliyor akrabalarından "Baban taburcu oldu, köye döndü," diye. İlk otobüsle gidiyor ama yol uzun son anda yetişiyor cenazeye, o gün bugündür hastaneler 'morg' görünüyor gözüne. Tahminimce o gün kocaman bir yalnızlık çöküyor üstüne o kalabalık cenaze evinde, belki de o gün başlıyor kimseye güvenmemeye.

Dedem evinde ölseydi babam bugün yine bu kadar telaşlı olur muydu acaba? Babasını en son ne zaman canlı gördüğünü muhtemelen hatırlamaz. Zaten henüz on iki yaşında gurbetteki dayısının yanına gönderiliyor eli ekmek tutsun diye, dayı tamam ama elin kızı var işin içinde, sığmıyor sığdıramıyorlar kapının önündeki o sünger mindere bile.

Anne babasının yüreğine sığdıramadığını başkası minderine sığdırır mı hiç? "Annem çok sevmelerin kadınıydı,” diyor ya Didem Madak babam aksine hiç sevmemelerin adamıydı, annem de bu konuda ondan geri kalmazdı. İkisi birbirini nasıl sevmiş, nasıl evlenmiş belki tuhaf ama nasıl sarmalayıp sevişmiş tam bir soru işareti benim için. Belki de en son birbirlerini sevmiş zirvede bırakmışlardır diyeceğim ama o zirveden nasıl geri inilmiş muamma. 



Pencerenin önüne güvercinler geliyor, alçak refakatçi koltuğundan doğruluyorum onları daha iyi görebilmek için, oracığa tünüyorlar. Güneş oldukça cömert oysa mevsim kış. Yanlarına yaklaşıp duymaya çalışıyorum kalp seslerini, onlar seviyorlar beni biliyorum nereye gitsem peşime düşüp gelirler, ben de onlara hüzün kırıntıları veririm, doyunca giderler. Odanın içinde dolaşırken zamanın epeyce geçtiğini fark ediyorum. İnsan ister istemez telaşlanıyor. Acaba o da benim için telaşlanmış mıdır zamanın bir yerinde?

Zaman her şeyin ilacı diyorlar ya, bence değil sanılanın aksine acımasız bir defin memuru bu mevhum. Canlı canlı gömüyor kalbindeki duyguları. 657’ye tâbi olsa ancak bu kadar şevkle yapar işini. İçimde binlerce ceset hepsinin faili belli ama susuyorum, konuşursam ağzım leş gibi kokar duramaz kimse yanımda.

Babamın onlarca aramasına cevap verdikten sonra annemi getiriyorlar odaya, üç kişi beraber "Bir kiiii üç," diye kaldırıp koyuyorlar sedyeden yatağa bir çuvalı koyar gibi. İçim acıyor, zaten içim herkese acır.

"İyi misin?" diyorum evet diyor başıyla. Müjdeyi veriyorum kocasına, rahatlıyor. Biraz zaman geçince doktor geliyor "Çok mu dayak yedi bu kadın? Burnunda kıkırdak namına bir şey kalmamış,” diyor. Beni acımasızca döverken “Daha bu ne ki... Benim annem senin annen olsaydı kırılmadık kemiğin kalmazdı,” cümleleri geliyor aklıma. "Annesi," diyorum "annesi çok dövmüş çocukken, ondandır."

Söylenerek gidiyor adam, o da anlamlandıramıyor insanın yavrusuna kıymasına demek ki.

İsmimi söylüyor kısık bir sesle, narkozun etkisi var. Belli bir şeyler söyleyecek. “Kızım,” diyor, bir burukluk var sanki içinde "çantamdan telefonumu versene, annemi arıyayım haber vereyim çıktım diye…”

Çocukluk işte annenden dayak yesen de 'anne' diye ağlıyorsun bu kısır döngüde.

Arzu Buse ERASLAN

28 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Fotoğraf

Boşluk

bottom of page