top of page

Son Dilim


İsmini arayarak koridorda yürüdü.

Duvarlarda yankılanan uğultuya, çocuk çığlıklarına kulaklarını tıkadı.

A4 kağıda basılmış "Ayşegül Keçeci"  yazısını, yer yer çatlamış yedinci kapıda buldu.

Birkaç adım geriye çekildi. Çantasından kamerasını çıkardı. Video çekmeye başladı. Kapının önüne geldiğinde ismine zoom yaparken  elleri titredi.

İçeri girdi, kamerasını masanın üzerinde gezdirdi. Far kutusu, pahalı parfüm şişesi, tokalar sıra sıra geçti kamera vizörünün önünden.

Yakın gözlüklerini, sır gibi sakladığı tansiyon hapını çekmedi.

Askıdaki korsajlı mavi elbiseyi ilk kez görüyormuş gibi sevinçle, yukarıdan aşağıya tüm detaylarıyla aldı.

Elbisenin altındaki kutunun kapağını açtı. Ten rengi, saten bale pabuçlarını eline aldı. Kamerayı kendine doğru çevirdi. Yavru kedisini yanağına götürür gibi pabuçları yanağına götürdü. Çekimi durdurdu.

Kollarındaki dermansızlık, dizlerindeki titremeyle birleşti. Gözünden yaş süzüldü. Pahalı parfümün yumuşak kokusu havaya yayılır yayılmaz, neden burada olduğunu hatırlattı.

Aynadaki yüzüne baktı, konuşmaya başladı.

"Ayşegülcüğüm mutluluktan ağlaman normal ama gözlerin şişecek." dedi.

Bir tıkırtı duydu. Kapının köşesinde üç duvara yayılmış ağı gördü. Ağın ortasında kendine bakan örümcek, kadının ışıl ışıl elmas kesim gözleriyle karşılaştı.

İri memeleri, geniş kalçaları üstten basılmış, aralarından ince pörsük kollar, bacaklar fırlamıştı. 

Yakut gözler, Ayşegül’ün mavi gözlerine kenetlendi.

"Adın Ayşegül öyle mi?" dedi muhtar edasıyla. Sesindeki ton Ayşegül’ü rahatsız etti.

"Bu odaya  girenler ağlar, çığlık atar, sinir krizi geçirir."

"Yıllarca bu odaya girebilmek için çalışıyoruz, sonunda başardığımıza inanamadığımız için böyle oluyor," dedi; aynı bilmiş tonda.

Ayşegül gözlerini sildi, nemlendiricisini sürdü. 

Aralarındaki keskin farkı fark etmeden "Benim adımı öğrendin, senin adın ne?" diye sordu.

Dudaklarına dik inen kırışıklar hareketlendi.

"Adım Gaya, senin gelmen bir ömür almışa benziyor," derken sesindeki alaycılık şelale gibi aktı duvardan.

Kapatıcısını çenesinden yukarıya yedirirken “Vakti şimdiymiş diyelim," diyerek ellerini boynunda gezdirdi.

"Kendini aşmak kolay değil tabii," kalçasını kıpırdattı, arka ayaklarını titreterek başka ipe koydu. 

"Haklısın yıllarca kendi vurduğum kilitler yetmezmiş gibi bir de başkalarının dışarıdan kilitlemesine izin verdim.”

Gaya geri çekildi.

"Kızım her yaptığımı eleştirmeye başladığında yaşlanmam gerektiğini düşündüm," dedi yutkundu.

"Benim kızım da belki seninki gibi ister ama artık kimseyi takmıyorum."

"Rengin koyulaşmadığı için ses çıkarmıyordur." Kırmızı gözleri arkadan öne tur attı, sırtının ortasındaki kara leke parladı.

"Ben ufak tefek rahatsızlıklarımdan bahsetmem. Onu kaygılandırmamaya dikkat ederim."

Sohbet Ayşegül’ün sahne heyecanını tamamen söndürdü. Topuzunu nereye koyması gerektiğine karar vermeye çalışıyordu.

"Kızın şu an koridorun sonunda çantasında sana lazım olabilecek acil eşyaları düzenliyor. Kaygılanmamış hâli buysa…"

"Görebiliyor musun?"

"Buna hep şaşırırlar. Tabii ki görebiliyorum, aynı zamanda duyabiliyorum."

"Aaa öyle mi, birbirinden bağımsız ağlar örüyorsunuz sanırdım."

"Dur bak naklen yayın yapayım."

"Elastik bandaj, dilaltı hapı, ice sprey başka ne getirmem gerektiğini bilemedim, İrinahanım," diyor.

Ayşegül "İrina ne diyor?" merakla başını kaldırdı.

"İhtiyaç olmayacak, Ayşegül Hanım pointe çok dengeli çıkıyor," dedi.

Saçını lastiklemeyi bitirdi, “Korkmuştur tabii."

"Benimkiler bu odadan çıkmazsam çok mutlu oluyor. Binayı yönetirdim, işimi bırakırsam sorumluluklarımızdan özgürleşeceğime beni inandırdıklarını sanıyorlar."

"Sen de buraya saklandın, öyle mi?"

  "Yeni rolüme yaşlı olmakla ilgi yargıları anlayarak hazırlandım. Yaşlılar hasta, çirkin, güçsüz, zihni dağınık, neşesiz olmalı. Yıllardır tiyatro binası yönetiyor olmamın bana kattığı oyunculuğu unutuyorlar elbette."

"Onlara rol mü yapıyorsun?"

"Hayır daha hızlı yaşıyorum, onlar bilmeden." Yakut gözler hınzırca parladı.

"Önce sen söyle bakalım, niye buradasın?"

"Ben mi? Çocukluk hayalimi gerçekleştirmek için buradayım. Müzik kutusundaki balerin gibi dönmek, alkışlanmak, çiçek buketleriyle hediyelendirilmek isterdim." 

"Niye şimdi?"

"Kemal Bey beni anladı."

"Şu kel kafalı, at kuyruklu adam mı Kemal Bey dediğin?"

"Evet, onu da görebiliyor musun?"

"Belinin mavi kuşağını bağlıyor."

"Torunumun dans okulunun sahibi eski balet kendisi."

Koridordan "Ayşegül Hanım, sahne için son beş dakika..." sesi duyuldu.

Elbisesini giydi, pabuçlarını özenle bağladı.

"Meraktan gösterimi tamamlayamayacağım, ne yaptın Gaya hadi söyle."

"Hayat, benim için ekşiyip bozulup kuruyup bitecek bir meyve değil. Son dilimine kadar aynı tadı taşıyacak bir pasta."

Gaya, Ayşegül'ün daha önce fark etmediği saf bir güç ve güven yaydı. Kocaman açılan ağzı tüm yüzünü kapladı.

"Hiçbir öneriyi peşin hükümle reddetmediğimiz, yaşa takılmadığımız ’Son Dilim’i kurdum. Çeşit çeşit Son Dilim’i tatmak istiyorsan uygulamayı indir."  çenesiyle aynayı işaret etti.

O an, aynada oluşan yamulmayla hâlâ kuliste olduğu hâlde farklı bir mekânda hissetti kendini. Bedeninin ve çevresinin sınırlarını aştı.

Yukarıdan baktığı denizin ortasındaki adada beyaz kumsal, tropikal ağaçlar, eğlenen insanlar ve hayvanlar gördü. Hatta rüzgârın, yıldızların, denizin çocuklar gibi şen seslerini işitti. 

Ayşegül düşünülemeyecek kadar çılgınca olan Son Dilim'i tatmayı gösteri sonrasına bıraktı. 

 

  Hülya HİÇYILMAZ

 

 

8 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page