top of page

Seyahat

“Daha bekleyecek miyiz Songül? Sabah sekizde hareket dedik, neredeyse öğlen oluyor. Sıcağa kaldık. Piştik arabanın içinde.”

Erdem alnında biriken teri sildi. Klima için arabayı çalıştırdı.

“Tekrar arayayım, hayatım iniyorum, demişti.”

“En son iniyorum dediğinin üstünden yarım saat geçti.”

Songül telefonundan numarayı ararken, parmağını dudaklarına götürüp kocasına sus işareti yaptı.

“Zeynep abla gelemedin, bekliyoruz.”

Daha sözünü tamamlamadan cevap geldi.

“Geliyorum Songülcüğüm. Kapıyı kilitliyorum. Pencereleri, balkon kapılarını, açık mı diye tekrar kontrol ettim. Suyu, doğalgazı kapattım. Fişleri çektim geliyorum."

Songül daha dinlerken yorulmuştu. İki elini açarak yüzünü buruşturdu. Telefonu kapatınca Erdem sitemle söylendi.

“Bu seyahat nasıl bitecek? Bu hatayı nasıl yaptık?”

“Başa geleni çekeceğiz hayatım. Oğlu arayıp annemi de getirebilir misiniz deyince bir şey diyemedim.”

Zeynep Hanım, kol çantası omuzunda, ellerinde iki bavul kapıda belirdi. Tekerlekli bavulları yere sürmüyordu. Erdem bavulları almak için koştu.

“Tekerlekleri yere değmesin Erdemciğim."

Erdem bavullara baktı streç film ile bavulun her tarafı kaplanmıştı. Tekerlekler görünmüyordu.

“Bu ne Zeynep abla?”

“Bavulum kirlenmesin Erdemciğim, sokağın mikrobunu eve taşımayalım.”

Erdem içinden bir 'lahavle' çekip bavulları bagaja yerleştirdi. Songül ön koltuğa oturdu.

Zeynep Hanım çantasından çıkardığı beyaz örtüyü, arka koltuğa özenle serdi ve örtünün üzerine oturdu. Çantasından ikinci bir örtü çıkardı yan koltuğa serdi. Kolundaki çantasını örtünün üzerine koydu. Erdem direksiyona geçti. Zeynep Hanım'ı şaşkın gözlerle izleyen Songül ile göz göze geldi. Arabayı çalıştırdı. Yolculuk başladı.

“Songülcüğüm koltuğunu biraz öne alabilir misin? Daraldım burada.”

Songül istemeye istemeye koltuğunu biraz öne çekti. Zeynep Hanım çantasından büyük boy ıslak mendil paketi çıkardı. Arabanın içini beyaz sabun kokusu doldurdu. Islak mendille kapı kolu, cam, el tutamağı, oturduğu alanda dokunabileceği her şeyi sildi. Islak mendil paketini Songül'e uzattı.

“Sen de sil istersen Songülcüğüm,” dedi.

Songül istemeye istemeye bir tane ıslak mendil çekti. Erdem de bir tane mendil aldı. Az sonra avucuna kolonya döktü. Kolonya şişesini Songül’e uzattı. Arabanın içerisi mis gibi limon çiçeği koktu.

“Erdemciğim bu müzik çok gürültülü değil mi? Şöyle Zeki Müren, Nesrin Sipahi falan yok mu?” Erdem sanat müziğinden çok hoşlanmazdı. Yardım ister gibi Songül'e baktı. Songül:

“Zeynep abla, yolda hareketli bir şeyler dinlemeyi seviyoruz. 90'lar pop sever misin?”

“Olur, olur. Türkçe bir şey olsun da fark etmez.”

Şanslarına Kayahan çıktı. “Seni versinler ellere, beni vursunlar.”

“Pek severdim Kayahan’ı doğrusu. Bu dursun.”

Erdem Ankara'dan İzmir'e dokuz saat nasıl geçecek diye düşündü. Ya sabır çekti.

“Erdemciğim, klimayı biraz kapatabilir misin? Çok soğuk oldu.”

Klimayı kapatınca arabanın içi bir anda fırın gibi ısındı. Erdem kendinin ve Songül'ün camlarını açtı. Arabanın rüzgârıyla Songül'ün saçları uçuşmaya başladı. Polatlı civarında sağlı sollu sapsarı ayçiçeği tarlaları uzanıyordu. Songül yüzünü okşayan ılık rüzgârın etkisi ile Van Gogh tablosu seyreder gibi bu güzelliğin içine daldı.

"Pencereyi kapatır mısınız? Rüzgâr çarpıyor. Saçım başım hep dağıldı.”

Songül, Zeynep Hanım'ın sesi ile daldığı hülyalardan gerçeğe uyandı. Erdem pencereyi kapattı. Tekrar klimayı açtı. Arkaya dönerek,

“Zeynep abla şu alandan, klimayı ayarlayabilirsin.”

Zeynep Hanım biraz mutsuz, önündeki paneli kurcalamaya başladı. Erdem bir benzin istasyonuna girdi.

“Zeynep abla benzin alacağım. Bir ihtiyacınız varsa giderebilirsiniz.”

“Yok yok, buralarda tuvalete falan girilmez. Arabadan inmem ben.”

“Elimi yüzümü yıkamak istiyorum,” diyen Songül arabadan indi. Erdem de ödeme için markete yöneldi .Songül:

“İmdat diye haykırmak istiyorum.”

“Sabır hayatım, Afyonkarahisar'da yiyeceğimiz ekmek kadayıfını düşün.”

Yola koyuldular. Songül aldığı atıştırmalık bisküviyi Zeynep Hanım'a uzattı.

“Bisküvi yemem ben. Ne yağı kullanıyorlar belli değil? Paketli ürün ne evime sokarım, ne yerim.” Songül paketi Erdem'e uzattı. Kendisi de bir bisküvi aldı. Zeynep Hanım'a inat, hırsla bütün bisküvi paketini bitirdiler.

Afyonkarahisar'a geldiklerinde İlkbal Tesisleri'nde durdular. Hep birlikte restorana girdiler.

Zeynep Hanım elindeki ıslak mendil ile oturacağı sandalyeyi sildi. Çantasından bir rulo kağıt havlu çıkardı. Sandalye ölçüsünde kopardı, serdi oturdu. Sonra yanındaki sandalyeyi sildi. Kâğıt havlu örttü ve çantasını üzerine koydu. Islak mendille masayı temizlemeye başladı.

Erdem ve Songül büyülenmiş gibi onu izliyorlardı. Erdem:

“Çantadan daha neler çıkacak merak ediyorum,” diye fısıldadı.

İzlendiğini fark edince Zeynep Hanım utangaç bir kahkaha attı.

“Biraz titizleniyorum galiba, size de vereyim mi ıslak mendil?”

Songül, 'hayır' anlamında başını iki yana salladı. Cevap vermeye gücü kalmamıştı. Garson sipariş almak için masaya geldi. Songül:

“Ben sucuk döner ve kaymaklı ekmek kadayıfı istiyorum,” dedi. Zeynep Hanım:

“Sucuk yenir mi? Araba sarımsak kokar,” diye itiraz etti. Erdem:

“Zeynep abla merak etme. Karanfil alırız ağzımıza. Sakız çiğneriz. Yol boyunca sucuk döner ve ekmek kadayıfı hayaliyle geldik. İstersen sen de ye, o zaman kokmaz sana.”

“Ay hiç yiyemem. Siz de yemezseniz iyi olur. Ben tandır çorbası alayım.”

Yemeklerin gelmesini beklerken Zeynep Hanım çatalını, kaşığını, bıçağını ıslak mendille sildi, peçete ile kurladı. Tuzluğu, biberliği sildi. Songül sucuk döner yiyerek, Zeynep Hanım'a bir gol attığını düşündüğünden iştahla bitirdi yemeğini. Arabaya yürürken Erdem'in kulağına eğildi.

“Şöyle yüzüne yüzüne hoh diyesim geliyor,” dedi. Gülüştüler.

Arabaya biner binmez Zeynep Hanım yine ıslak mendil, kolonya servisine başladı. Çantasından naneli sakız çıkardı uzattı.

“Siz unutursanız diye almıştım. Erdemciğim şöyle bütün pencereleri açar mısın? Arabayı havalandıralım.”

Sarımsak kokusu arttıkça pencereyi açtı. Kolonya verdi. Sucuk döner yediklerine neredeyse bin pişman oldular. Zeynep Hanım sarımsak kokusundan mıdır, bir ara uyudu. Dikiz aynasından arkaya bakan Erdem kısık sesle,

“Çok şükür uyudu,” dedi. Yaramaz çocukları nihayet uyuyan bir çift gibi sessizce sevindiler.

Bornova'da Zeynep Hanım'ın oğlunun evine geldiler. Erdem ve Songül bavulları kucaklarında sevinçle yukarı çıkardılar. İçeri girin ısrarlarını ustaca savuşturdular. Songül ayrılırken gelinin kulağına eğildi.

“Gazan mübarek olsun,” dedi.


Cemile CAN

Yorumlar


bottom of page