top of page

Perde

Tavanın ortasından sarkan beyaz bir perde ile ayrılmıştı yatağı, anne ve babasının yatağından. Mahremdi, görmemeliydi onları sevişirken. Ama sesi geçiriyordu bu perde, duvar değildi neticede. Annesi birçok gece reddediyor ama sonunda dayanamayıp pes ediyordu babasına. Ne zaman dokunsa o kirli elleri kadının bedenine, sıcacık nefesi buz kesiyor; sürekli konuşan adam birkaç saniye sustuktan sonra muhtemelen arkasını dönüp yatıyordu. Babası bununla yetinmiyor eline geçen ilk para ile iki sokak ötedeki aşüfteye gidiyordu bir de. 

 Annesi her gece şakaklarındaki ağrıyı yakalayıp öne doğru oval hamlelerle dağıtmaya çalışıyordu. O başını ovarken borçlar, faturalar hep parmaklarına takılıyordu. Çocuklar bir şey istediği zaman ağrı beyninin içinde bir uğultuya dönüşüyor ama asla geçmiyordu. 

 “Baba bugün biraz para bırakabilir misin” diye seslendi arkasından çekinerek. “Param yok idareli harca” diye üç beş kuruş tutuşturdu eline.

 Evin ortanca kızıydı. Liseye kocaman heveslerle başlamış ama sonrasında devamsızlıktan sınıfta kalmıştı. Oku(ya)mamıştı. Babaannesine göre derdi kocaydı. Neydi koca; gece eve gelip hır gür çıkaran, dişlerinin yarısı olmayan, bazen karısının üstünde bazen başka bir kadının üstünde tepinen bir mahlûk mu?  Hayır, öyle olmamalı. Okuduğu kitaplarda aşk diye bir şeyden söz ediyorlardı onu bulmalı... 

  Gün geldi bir adam tanıdı. Evi, arabası, dilinde kocaman sevdası, dünya kadar kitabı bu da yetmezmiş gibi kitaplarının da bir odası vardı. 

 _ Merhaba efendim bu sizde hissettiğim şeyin adı aşk mı? 

_Tabii ki canım, bundan daha ötesi var mı? 

 Bu kitaplar benden daha mı kıymetli diye geçirdi karışık aklından. Ne önemi vardı ki artık bu odaların hepsi onundu. Nerede o perdeyle ayrılan eski odası, nerede şimdiki saray parçası. Oturma odası, yatak odası, çalışma odası, ütü odası, çocuk odası... ama boş... dolar bir gün elbet diye geçirdi tazecik gönlünden. Ve yıllar geçti bütün odalar doldu ama o oda boş kaldı hep. Zamanla gönlü de boşalmaya başladı. 

 Şimdi o da hiçbir gece reddetmiyor işin açığı, adam da o kadar hevesli davranmıyordu. Ne zaman kavrasa belinden kadının sıcacık bedeni buz kesiliyor, hiç konuşmayan adam birkaç saniye konuşuyor, sonrasında ise arkasını dönüp uyuyordu. 

 “Efendim bugün biraz sevgi bırakabilir misiniz?” diye seslendi arkasından çekinerek. “Vaktim yok idareli kullan” diye üç beş öpücük tutuşturdu yanağına. Vakit benden daha mı kıymetli diye geçirdi kırgın gönlünden. 

 Yapamadı, daha fazla dayanamadı.  Babaannesine göre şımarıklıktı onunki. Bir eli yağda bir eli baldaydı işte. Üstelik adam gül gibi kocaydı. Peki, neydi gül gibi koca? Gece eve gelip sessiz sessiz oturan zaman zaman sevişip sonra  yatışan bir adam mı? Aşk, kitapların arasında kuruyup giden bir şeydi yine bulamamıştı gerçek aşkı...

Arzu Buse Eraslan

18 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Bahar

Hülüpürt

Mesafe

Comments


bottom of page