top of page

Mutfak Sessiz, Hava Buz Gibi


Radyodan gelen ses, Nazan’ın gözlerine dokunup masa örtüsünün üzerinden süzüldü, kristal bardakları okşadı, vazodaki papatyaları yalayarak Rıfat’a ulaştı.

Kanaviçe işli örtü Rıfat’ı şaşırtacak, vazodaki papatyalarsa gülümsetecekti. Kenarları lacivert çizgili tabakları gördüğündeyse bir kahkaha patlatıp, "Ooo çok özenilmiş. Misafir tabakları öyle mi?" deyiverecekti. Konu renkli peçetelerden elbisesine, yeni boyattığı saçlarına gelecek, Nazan da iki çift laf etmenin hazzıyla açıverecekti konuyu. Belki de "Çok güzel olmuşsun," diyecekti. Kim bilir? Bir gülümseme yayıldı yüzüne belli belirsiz. İçindeki ses, müziğin sesiyle sarıp sarmalandı sıcacık.

Kocasının karşısında, iki dirhem bir çekirdek oturuyordu. Düşünceli, biraz da dalgın. Dirseği masada. Elini dayadı yanağına. Diğer elindeki çatal, tabakta dört dönüyor, yemeği didik didik ediyordu adeta. Yemeğinden bir lokma aldı. Ağzında evirdi çevirdi, isteksiz zorla yuttu. Konuşmak bu kadar zor olmasa gerekti ama öyleydi. Bu konu birçok kez açılmış, sesiz sedasız kapanıp gitmişti sonra. Başını doğrulttu. Baktı Rıfat’a. Dipsiz kuyulara fırlatılan bir bakıştı bu. Ta derinlerde "Kadın kısmı çalışır mı hiç? Kır dizini otur," diye çınladı kulakları. "Dillendireceksin mahalleyi. Rezil mi edeceksin bizi? 'Karısına bakamadı' dedirtmem ben. Olacak iş mi yahu? Nereden çıkarıyorsun şimdi?" deyip susmuştu. Eğdi başını. Gözleri çatalıyla dans ederken mırıldandı "Ah şu akraba, konu komşu yok mu?" Elindeki çatal sağa sola yalpaladı.

Kocasının elindeki bardak sertçe çarptı masaya. İrkildi. Sıçrayıverdi. Ne bardağın çıkardığı sesi ne de Nazan’ın irkildiğini fark etmemişti bile. Nazan, bir kaşı yerde diğer kaşı havada. Aniden midesinden başlayıp, nefes borusuna doğru bir şeyin yükseldiğini hissetti. Yükseldi, yükseldi. Tam bir şey söyleyecekti ki durdu. İçinden beşe kadar saydı. Sakinleşmeye çalıştı. Geriye yaslandı. Öylece bakakaldı. "Nasıl da umursuz!" Yıllar, esmer tenini iyice karartmıştı. Bıyıklarıysa homur homurdu. Yemek yerken bir yukarı bir aşağı kendinden geçiyordu. Arada bir kafasını kaldırıyor, tuzluğa uzanıyor, tekrar yemeğine yumuluyordu. Tıpkı bir karabatak gibi. Derin bir nefes aldı. "Rıfat," diyerek söze başlayacaktı ki ikinci kez kafasını kaldırdı, ekmeğe uzandı. Göz göze gelmediler hiç. Önünden yemeğini alıvereceklermiş gibi bir çırpıda bitiriverdi. Usul usul doğruldu. Masadan kalktı. İki kelam laf etmedi, yüzüne bakmadı bile. Güç bela "Güzel olmuş," dedi. Eliyle koca göbeğini okşayarak; aylak, ağır adımlarla mutfaktan çıktı. Doğruca salona girdi.

Öylece kalakaldı Nazan. Tabağındaki yarım kalan yemeği duruyordu. Bitirmek istemedi. Çatalı elinden bıraktı. Tabağa çarptı. Sesi duyuldu. Mutfağı çınlattı. Ayağa kalktı. Çiçekli elbisesi üzgün, sarı papatyaların boynu bükük, tabaklar, sıradan günlük tabaklar gibi toplandı masadan. Ocağın üstündeki çaydanlık kaynamış, fokurduyordu. Çayı demledi.

Taktı önüne önlüğü, geçti bulaşıkların başına. "Ah ah!!!" Nasıl söyleyecekti? Gazetede gördüğü iş ilanına başvurmuş, kabul edilmişti. Cevdet Bey’in muayenehanesinde sekreter olarak işe başlayacaktı.


Fırından gelen kekin kokusu mis gibi sardı mutfağı. "Ahhh! Yakacaktım neredeyse." Koşup, fırın eldivenini geçirdi eline, fırının kapağını açtı, keki çıkarıp tezgâhın üzerine koydu. Soğumaya bıraktı. Kocası geldi aklına. Eli ayağına dolaştı. Çabucak bulaşıklarına döndü "Kek, yanında da mis gibi demli çay. Kekin yüzü suyu hürmetine, bir iki kelime derken giriveririm konuya. En iyisi doğrudan söyleyivermek. İkna etmekse boşuna. Yıllarca uğraştım neye yaradı ki Allah aşkına?" diye söylendi. Sesi yükseldi "İnceldiği yerden kopsun!" deyiverdi bir çırpıda. Bulaşıkları çabuk çabuk yıkıyor, bir yandan da içeriye sesleniyordu. "Rıfat! Çayı demledim."

Radyonun sesi yalayıp yuttu mutfağı. Bulaşıkları bitirip ellerini kuruladı. Tepsiye çay bardaklarını koydu. Tatlı tabaklarını çıkardı dolaptan. Kek henüz soğumamıştı ama kesiverdi iki dilim. Kekleri tabaklara, tabakları da tepsiye koydu. Elbisesini düzeltti. Tepsiyi kaptığı gibi fırladı mutfaktan. Uçarcasına salona girdi.

- Kek de var, en sevdiğinden, elmalı!

Birdenbire oda buz kesmişti. Elinde tepsi donakaldı. Kocası çoktan uyumuştu.

Seval Banu SARAÇ



44 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Fotoğraf

Boşluk

bottom of page