top of page

Kutlama


Pazar sabahı, çayımı fincanıma doldurup kuruldum camın kenarındaki koltuğuma. Yorgun geçen bir haftanın ardından tek isteğim sessiz sedasız, bir elimde kitabım, diğer elimde çayım tembellik etmekti. Kimse benden ne bir şey istesin, nede ben bir şeyler yapayım istiyordum.

Her pazar bir şey çıkıyor, tam "Bu hafta dinleneceğim," derken daha da yorularak haftaya başlıyordum. Bugün radikal bir kararla telefonuma bakmama kararı aldım. Nasıl olacak bu? Ben de bilmiyorum. Durabilecek miyim telefonum olmadan? Hiçbir fikrim yok!

Hava tam da istediğim gibi yağmurlu. Baharın ilk ışıkları gibi düşüyor yere. Uzanıp pencereyi aralıyorum. Ağaçlar tomurcuklanmış. Yeşilin bin bir tonu her yerde. Kışın ölü toprağını atıyor sanki üzerlerinden. "Müthiş bir uyanış." diye haykırıyor çimdeki ses. Çekiyorum içime toprakla buluşan yağmur kokusunu. Oh miss!

Şen şakrak minik çiçekleri selamlıyorum ağzım kulaklarımda. Dönüp sesini kısıyorum telefonumun. Ters çevirip bırakıyorum sehpanın üzerine. Battaniyemi de çekip üzerime çayım, kitabım elimde; gömülü veriyorum koltuğuma.

Bir on dakika geçmiyor ki, telefonuma bir mesaj sesi geliyor. Bakmıyorum. Koltukta dönüyorum soluma, kitabımı okumaya devam ediyorum. Aradan bir dakika daha geçiyor. Bir mesaj daha. Dönüyorum sağıma, bir sayfa çeviriyorum kitaptan, okumaya çalışıyorum, tekrar dönüyorum okuyorum.

Aklım telefonda. Çok kararlıyım bakmayacağım. Olacak gibi değil, mesaj üstüne mesaj. Bir yandan da söyleniyorum. "Pazar pazar bu ne şimdi? Bir rahat yok!" Meraktan da çatlayacağım.

Telefonumu alıyorum elime. Whatsapptan mesaj "Ses Dergi" yazıyor. Kalbimde bir gümbürtüdür kopuyor. Yerinden fırlayacak gibi. Yağmur şiddetini artırmış, pıt pıt sesleri kalbime eşlik ediyor.

Zihnimde jet hızıyla bir sürü düşünce uçuşmaya başlıyor. Durdur durdurabilirsen. Uzandığım yerden fırlayarak koltuğun üzerine zıplayıveriyorum. Battaniye bir tarafa kitap başka bir tarafa savruluyor.

Telefonumu gözüme sokacağım neredeyse. Okumaya çalışıyorum kelimeler karışıveriyor, gözüme göründüğü anda uçup gidiyor. Hem WhatsApp'tan birileri hem de zihnim benimle oyun mu oynuyor?

Allah Allah! Kim niye benimle oyun oynasın ki çocuk muyum ben. "Dur bakalım. Sakin ol!” diyorum. "Nefes al, sakinleş ve tekrar oku." Koltuğa oturup geriye yaslanıyorum. Derin bir nefes alıyorum. Aklıma gelenlere şaşıyorum. Heyecanım artıyor. Gözlerim fal taşı, şaşkınım.

Olur mu? Olur. Hani bir şeyler karalıyorum ya son bir yıldır. Birileri beni fark edip yazılarımı beğenmiş olabilir mi? Yazdıklarımı ara sıra sosyal medya hesaplarımdan paylaşıyorum, arada bir de dergilere yolluyorum. Arkadaşlarımdan da bilenler var. Amaaan! ne yapsınlar benim gibi amatör bir yazar adayını! Birileri şaka yapıyor olmalı.

Dur! Sakin sakin mesajı tekrar aç ve oku. Hafifçe doğruluyorum. Tekrar nefes alıyor Whatsapp’ı açıyorum. "Gülkız Turan 'Ses Dergi Grubu'nu oluşturdu," diyor.

İşte benim dergiye giriş hikâyem. On yıldır yazıyorum. Sekiz yazar arkadaşımla birlikte. Bir de tabii ki Gülkız Hocamız. Kıymetlimiz.

Röportajı yapan gazeteci kız yüzüme gülümseyerek bakıp, teşekkür ediyor.

"10. yıl kutlamaları salonda devam ediyor, hadi bize katılın," diyorum. Konfetiler uçuşuyor.

Seval Banu SARAÇ

22 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comentários


bottom of page