top of page

Camdaki Adam

Evin karşısında, gözünü bizim cama dikmiş bir adam var. Üç gündür orada. Bazen perdeyi aralayıp göz ucuyla şöyle bir bakıyorum, hiç kıpırdamadan öylece duruyor. Kimdir? Neyin nesi? Hırlı mı, hırsız mı? Oldukça tedirginim.

Yeni bir semte taşınmış gibi heyecanlıyım. Oysa on beş yıl önce taşındığım eski evime döndüm. Tanıdık bir sima kalmamış. Herkes yabancı bana. Nermin Hanım kalmış yadigâr. Eve taşınır taşınmaz "Komşularla tanışmalısın. Apartmana gireni çıkanı bilmek lazım. İstanbul çok değişti çok. Kimse kimseyi tanımıyor mahallede," demişti.

Henüz kimseyle tanışma fırsatım olmadı. Yerleştim sayılır. Tablolarımı asma işini de en sona bıraktım. En kıymetli tablomu da yatağımın başucuna astım. Yalnız hissettirmiyor. Her şey yolunda. Ancak şu gözünü cama dikmiş adam yok mu? Korkutmuyor değil. Kim? Dün gece rüyama bile girdi. Pos bıyıklı, siyah deri ceketli, başında kasketi olan orta yaşlı bir adam. Pencereye doğru yaklaşıyor, yaklaşıyor. Yaklaştıkça koca gövdesi büyüyor, büyüyor; kocaman oluyor. Hiç konuşmuyor. Cam eriyor, eridikçe yerlere yayılıyor, tam yatağıma kadar geliyor, donup kalıyor. Dali’nin 'belleğin azmi' tablosunun içindeyiz sanki. Pencereden içeriye adımını atıyor, eğilip bükülerek içeriye giriyor. İnsan değil bu! Bir anda canavara dönüşüyor. Aniden düzeliveriyor. Pos bıyıkları, uçlarına doğru incelip yukarıya doğru kıvrılıyor. Aaaa ne kadar da Dali’ye benziyor! Gözlerini pörtleterek eğiliyor. Saçı geriye taranmış, yüzü incelmiş. Dali bu! Gözleri bende! Kıpırdamaya çalışıyorum, "Kurtar beni!" diyeceğim. Başını çeviriyor, kollarını kaldırıyor, uzuyor, uzuyor, Marc Chagall’ın resimlerine dönüşüyor. Başını çevirip tekrar bana bakıyor. Aniden pos bıyıklı, kasketli adam oluyor. Allah’ım hangisi gerçek? Bir anda tavana değiyor başı. Üst kata geçiveriyor. "Nermin Hanım!" diye seslenecek oluyorum, sesim içime kaçıyor. Tekrar eğiliyor ayağını kaldırıyor, geri adım atıyor. Yalpalıyor. Bir iki adım derken kaykılarak camdan aşağıya düşüveriyor. Tablodaki saatler gibi eriyerek uzaklaşıyor. Zaman durmuş. Tam bitti derken son sürat burnumun dibinde bitiveriyor. Burun delikleri öyle genişleyip açılıyor ki, ödüm kopuyor. Bir içine çekse mağaranın dipsiz kuyularına atıverecek beni. İşte o zaman tablodaki kayalıklara savrulacağımı hissediyorum. Oradan da çöllere savrulup yok olma korkusu, tir tir titriyorum. Öylece çaresiz, kıvrılıp yatağımda kalıveriyorum. Dali, gerçeklikle oynadığı gibi oynuyor benimle. Optik bir yanılsama. Hangisi düş, hangisi gerçek? Sıçrayarak korkuyla uyanıp saatime bakıyorum. Saatim çalışıyor. Ohh! Gerçek dünyadayım. Gecenin ikisi olmuş. Kan ter içindeyim. Yatağım sırılsıklam. Başımı çeviriyorum başucumda asılı duran Salvador Dali’nin 'Belleğin azmi röprodüksiyonu' sessizliğe bürünmüş, göz kırpıyor sanki. Bir delirmediğim kaldı. O da olacak şimdi. Cama yanaşmak mı? Korkudan Kıpırdayamıyorum bile. Hangi ara uykuya dalmışım hatırlamıyorum.

Sabah uyanır uyanmaz telaşla giyiniyorum. Biraz sersem gibiyim. Akşamki rüya aklıma geldikçe ürperiyorum. Perdemi bile açamadım. İş yerinde ilk günüm. Gömleğim, eteğim, ceketim derken... Çantamı kaptığım gibi apartmanın kapısındayım. Dış kapıyı açıp çıkıyorum. Şaşkınım. Arabamın yerinde yeller esiyor. Gözlerim yuvalarından fırlamış, donup kalıyorum. Telaşla etrafa bakınıyorum. Uyku sersemi yanlış mı görmüştüm acaba? Tam da buraya, kapının önüne park ettiğimden çok eminim. Sağa bakıyorum yok, sola bakıyorum yok. Acaba arka sokağa park etmiştim de ben mi hatırlamıyorum? Yok canım oraya hiç park etmem ki. Hep gözümün önünde olsun isterim. Camdan bakınca görebileyim diye. Neydi şimdi bu? Duyduğum hırsızlık olaylarını hikâye dinler gibi ağzım açık dinlerken başıma geldi, bak. Görüyor musun? Ne yapacağım şimdi?

Karakoldayım. İçeri giriyorum. Memur Bey'e yöneliyorum. Tam olayı anlatacağım. Şoktayım. Günlerdir karşı camda duran adam karşımda değil mi? Bayılmışım. Ayıldığımda Memur Bey durumu açıklıyor. Günlerdir benim cama gözünü diktiğini zannettiğim adam var ya! Gizli polismiş. Pusuya yatıyormuş meğer. Bu sayede otomobil çetesini çökertmişler.

Sakinleştim. İyiyim.

Akşam akşam Nermin Hanım, yıldırım hızıyla benim evde. "Biliyor musun? Yeni bir çete türemiş. Haberlerde dinledim şimdi. Evlere girip, röprodüksiyonları çalıyorlarmış. Orijinal diye de satıyorlarmış. Şimdi de polisler bu çetenin peşindeymiş yaa!"


Seval Banu SARAÇ

46 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Bahar

Hülüpürt

Mesafe

Comments


bottom of page