top of page

Bir Şişe Suda Kopan Fırtına


Etiyopya topraklarına ayak basar basmaz bizi tüm kabilelerin alışveriş yaptığı bir pazara götürdüler. Arabadan iner inmez bol toz ve üzerimize çevrilmiş birçok meraklı göz bize "merhaba" dedi. Küçük bir dere etrafında insanlar, hem çamaşırlarını hem de kendilerini yıkıyorlardı. Aynı zamanda sıska, kemikleri çıkmış birkaç hayvan da sularını içmekteydi. Derenin etrafında ise bez parçalarından oluşan tezgâhlarda minyatür oyuncaklar gibi gözüken renkli birkaç sebze ile kolye gibi takılar satılıyordu. Pazarın en kalabalık alanı çitlerle çevrili hayvan satış alanıydı. Her yerde sonradan önemini anlayacağımız sarı bidonlar vardı.

Kalabalığın arasına karışınca bir anda etrafımızı saran kara derili insanlar kirpiklerimiz, saçlarımız, kollarımız derken merakla buldukları her yerimize dokunuyorlardı. Kalabalık gittikçe artarken bizim de korkumuz tavan yapmıştı. Bu dokunmatik davranışların tacizden çok merak kaynaklı olduğunu ve siyahlardan oluşan bir toplulukta beyaz azınlık olmanın ne demek olduğunu ilerleyen günlerde kavrayacaktık. Ama o ilk yakın temaslar aklımıza sadece tacizi getirmiş ve bizi ürkütmüştü.

Kalabalıktan sıyrılmaya çalışırken çantamın arka gözüne uzanan bir eli hissetmemle birlikte benden beklenmeyecek kıvraklıkla arkama dönmem bir oldu. Yerli kabileden bir kadın çantamın arka gözündeki bir litrelik su şişesini elinde tutuyordu. Tabii ki kadının elinin üstünde de benim elim vardı. Çantamdaki fotoğraf malzemelerimi çaldığını düşündüğüm için o refleksle kadının eline yapışmış bırakmıyordum. Birbirimizin dilini bilmesek de içgüdüsel olarak kadın avını, ben de bana ait olanı bırakmak istemiyordum. Aramızda kalan tek şey ise su şişesi olmuştu. Bir o kendine çekiyordu, bir ben kendime... Etrafımıza doluşan kalabalık ise meraklı gözlerle ve yüzlerindeki tebessümlerle bizi izliyorlardı.

Gözlerim etraftaki insanlarla buluşunca kendime geldim. Elimdeki su şişesi benim için elde edilebilir bir nesneydi. Oysa suyun kıymetli olduğu bu coğrafyada o yerli kadın için ise su, sarı bidonlar başlarının üstünde kilometrelerce yürümek demekti. Bunu düşünmemle su şişesini elimden bırakmam bir oldu.

Kadınla son kez göz göze geldiğimizde yüzünde kazandığı zaferin mutluluğu vardı. Bana kalan ise hayatta bizim için önemsiz olan şeylerin aslında başkalarının hayatına dokunduğunda yaratacağı mucizeleri düşünmek oldu.

Bir şişe suda kısa süreli fırtına kopararak pazar yerinde geçici bir heyecan yaratmış olduk. Derler ya, ‘’Bir kitap okudum, hayatım değişti,’’ diye. İşte bu kısacık yaşanan an ve Etiyopya ile tanışmak benim için hayatımı değiştiren, hayata farklı bir gözle bakmamı sağlayan bir olay oldu. Bir şişe su hayatımı değiştirdi, diyebiliriz.


Özge ANGI

Yorumlar


bottom of page