top of page

Kırmızı Kurdele


Aynanın karşısındayım. Elimde makas, bir omuzlarıma düşen saçlarıma bir de makasa bakıyorum. Makası bırakıyorum aniden. Saçlarımı taramadan olduğu gibi toplayıp bir kalemle, tepemde tutturuyorum.

Yıllardır tarağım olmadı. Saçlarım dalgalı benim. Taramadan şöyle bir şekil vermem kâfi. Filmlerden hatırlıyorum. İpek sabahlığını giyen kadın geçer aynanın karşısına, elinde gümüş bir tarak okşaya okşaya tarar saçlarını. Bende yok böyle bir kare.

İçeriden annemin sesi duyuluyor:

- Sevmiyorum dağınık saçı. Böyle olacağına, kes at!

İlkokul üçüncü sınıftayım. Upuzun saçlarım var, belime kadar. Annem öyle istemiş. Sabah kahvaltıdan sonra önlüğümü giyer çömelerek otururdum annemin dizinin dibine. Neyin nesi bilinmez, çekiştire çekiştire tarardı saçlarımı. Ben bir öne bir arkaya sallanarak, arada bir "Ahhh! Uufff!" sesleriyle otururdum öylece.

Sema: "Ne güzel saçların var. Örgülerin de çok güzel. Benim annem öremiyor böyle."

Sema’nın saçları parlak ve dağınık. Savrulur hep rüzgârda.

Annemin iki yandan, sıkı sıkı örgü yapışı bugün gibi aklımda. Ona göre saçlarım bozulmamalı hiç. Her şey onun istediği gibi olmalı ya. Öyle çekik gözlerim de yok benim. Böyle bir isteğimde. Saçlarım bozulmasın diye çekik gözlü oldum sayesinde. Kocamam beyaz kurdeleler. Kafamdan büyük. Saçlarımı türlü türlü model yapar kondururdu ucuna. İki yandan örgü, ertesi gün at kuyruğu, diğer gün sepet örgü. Bir de üşenmez onca işinin arasında kolalardı onları. Saç lastiğiyle öyle bir bağlardı ki aç açabilirsen. Lastik demişken, o nasıl lastikti öyle sert, kopmak bilmez. Okuldan eve gelince can havliyle açıverir, salardım saçlarımı. Saç diplerime dokunur, şişlik var mı diye kontrol ederken, "Ahhh! Ahhh!" diye sızlanırdım bir de. Usul usul kafa derime bastırmaya kıyamaz, anneme görünmezdim çoğu zaman. Hoş görse de umurundaydı sanki.

Aynaya bakıp, şöyle tepeden tırnağa süzüyorum kendimi. Tepemde toplayıp saçıma iliştirdiğim kalemi çekip, savuruyorum saçlarımı. Yeni aldığım tarak pek güzel. Ahenkle tarıyorum. "Dalgalı değil miydi saçlarım? Aaaa, ne ara düzleşmiş böyle?" Elimde toplayıp okşayarak alıyorum sol omuzuma. Üçe bölüyorum önce. Bir tutam sağa, bir tutam sola, bir tutam ortaya. Başlıyorum örgü yapmaya. Soldaki tutamı alıyorum sağın üstüne, sağdakini solun üstüne. Bir oyana bir bu yana şarkı tutturuyorum kendimce.

"Bir oyana bir bu yana saçına güller takayım."

Ördükçe tek tek açılıyor sıkı sıkı örülen örgülerin her biri. Beyaz kolalı kurdelemi çözüyorum önce. O kopmak bilmez lastiği fırlatıp atıyorum taa derinlerde bir yere. Annemin önünde diz çöküp oturmuşken kalkıyorum dimdik ayağa. Daha bir dikleşip daha bir sağlam basıp ayaklarımı yere, yaklaşıyorum aynaya. Çekik gözlerim kaybolmuş, badem gibi ela gözlerim çıkmış ortaya. "Ahhh!! Uffff!" sesleri kayboluyor sessizce. Annemin sesi geliyor içeriden yine "Kes at diyorum sana!"

Kapıyı kapatıyorum usulca.

Örgümü bitirip yumuşacık bir lastik takıyorum ucuna. Üzerine mini minnacık kırmızı bir kurdele. Savuruyorum rüzgârda sağa sola.

Seval Banu Saraç


19 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Son Dilim

Comments


bottom of page