top of page

KÂBUS


Tezgâhın üzerinde duran kurabiyeden ufak bir lokma aldı. Ağzına atıp uçarcasına çıktı mutfaktan. Bir çırpıda geçiverdi koridoru. Yatak odasındaydı. Uykusu kaçmadan yakalayacaktı. Çabucak pijamalarını giydi. Saatinin alarmını kurup yattı. Yumdu sıkıca gözlerini. Kendinden geçer gibi oldu. Uyudu uyuyacak. Tam dalacaktı ki... İrkilerek

uyanıverdi. Üzerinde bir huzursuzluk, ayaklarını pikenin altında iki ileri bir geri, nereye sığdıracağını bilemedi. Sola döndü. Duramadı. Sağa döndü. Kocasıyla burun buruna geldi.

Adeta kendinden geçmiş, deliksiz uyuyordu. Üstüne üstük horultusu dünyayı ayağa kaldıracak cinstendi. "Dünya yansa bir tutam samanı yanmaz!’’ diye söylendi. Bir hışımla döndü sola. Kulaklarını kapadı. "Uyu uyuyabilirsen şimdi!" Sırt üstü döndü. Gözlerini tavana dikip öylece kalakaldı. Uykusu kaçmıştı. Akşam yedikleri mi dokunmuştu? Düşündü. Bir tabak kuru fasulye, iki kaşık pilav, cacık. "Hımmm!" Dokunan kuru fasulye miydi?

Lokum gibiydi oysa. Fazla mı geldi acaba? Ne kadar yedim ki? Bir tabaktan ne çıkar Allah aşkına! Tabaklar küçücük zaten. İki kaşık da pilav. Üç müydü? Üçtü. İki kaşık yemiş, çok güzel olmuş deyip bir kaşık daha almıştı. İki kaşık mı almıştı yoksa? Hatırlayamadı. Ha bir ha iki ne fark eder! Yediğim azıcık şey zaten. Soda bile içtim üzerine. Hazmetsin diye. Minik bir kâse de cacık. Bol sarımsaklı. Sarımsak mıydı dokunan? Olur mu hiç, sarımsak şifa. Dokunmaz. "Allah Allah! Eee neydi uykumu kaçıran? Kocamda yedi aynı yemeği."

Horultusu yükselip inletti her yeri. Eliyle hafifçe dürttü omzunu. Ağır ağır diğer tarafa döndü. Kesildi horultusu. Yok yok yemekten değil bu! Pikeyi çekti üzerine. Bunaldı. "Yaz günü üşütecek değilim ya!" deyip, fırlatıp attı. Yatmadan önce yediği kurabiyeyi hatırladı.’’

"Aman! Şuncacık şey! Dişimin kovuğunu doldurmadı bile. Ağzım tatlandı o kadar." Hafifçe döndü diğer tarafına. Aniden gözlerini açıp pörtletti. ‘’Ahhh! Sabah içtiğim kahveden! Sahi ya! Ah Ayşe! Söylemiştim ısrar etme diye. Sabah içilen kahve dokunmazdı hani! Gördün mü? Dokunuverdi işte! İyi de, hiç mi içmeyeceğim ayol?"

Sırtüstü dönüp elini alnına götürdü. Dudaklarını büzdü. "Bak şimdi! Bir keyfim var, o da kalmayacak besbelli! Öleyim daha iyi."

Düşünceler zihninde dört döndü. Sağa, sola, sırt üstü derken uyuya kaldı. Bir saat geçti geçmedi. Alarmın sesi odayı çınlatıyor, zihniyse kaldığı yerden devam ediyordu. "Hâlâ uyuyor! Alarmı duymuyor bile. Pes doğrusu! Gamsız işte!"

Alarmı kapatmak için sağa dönecek oldu, dönemedi. Sola dönmeye yeltendi. O da ne! Birisi sanki yatağa doğru var gücüyle çekiyordu. Adeta çivilenmişti. Midesi taş gibi. Vücudu kas katı. Kımıldayamadı. Kocasını eliyle dürterek uyandırmak istedi. Iıh!

"Felç mi oldum ne? Yok artık! Bir fincan kahve!"

Seslenmek istedi, sesi çıkmadı. Boğazında düğümlenen bir şey! Yutkunamadı. Nefes bile alamıyor. Göğsü daralıyor. Patlayacak gibi oluyordu. Göz pınarları kurumuş, göz kapaklarıysa tutkalla birbirine yapışmıştı sanki. Ağlayamadı. Panik oldu. Sözcükler serseri mayın gibi beyninde patladı.

"Nasıl? Ölüyor muyum yani! Öldüm de cehennemde miyim yoksa? Allah’ım aklıma mukayyet ol! Söz bir daha içmeyeceğim. Vallahi! İçersem cehennemine at, yak beni!"

Vücudu hafifçe gevşedi. Zihni sakinleşir gibi oldu. Kalp atışları yavaşladı. Nefes

alabileceğini hissetti. Düşünceleri debelenmekten vazgeçmişti ki; Ayşe’nin sesi kulaklarında bitiverdi.

"Biliyor musun? Çin’den yayılan yeni salgında, insanlar felç geçirip sonra da nefes darlığı çekerek ölüyorlarmış." Gözlerini kocaman açabildi ancak. "Yok canım olmaz öyle şey! Saçma! Offf! Nereden duyuyorsun böyle şeyleri Ayşe? İnanıp anlatıyorsun bir de. İnternetten okumuştur. Asılsız haberdir o! Kaç kere söyledim internette her okuduğuna inanma diye. Peki ya doğruysa? Aman ya Rabbi!"

Birden bire yatakta kızılca kıyamet koptu. Dehşete kapılıp ayağını kaldırdı. Can havliyle nasıl kocasının bacağına indirdiyse, adamcağız ne olduğunu anlayamadan yatağından fırlayıverdi.

"Ne oldu? Delirdin mi yahu?"

"Ölüyorum!" diye fısıldayabildi.

"Ahh! Pelin ahhh! Kaç kere söyledim fazla yeme diye. Dayanamayıp yiyorsun. Ya kâbus görüyorsun ya da karabasan çöküyor. Her seferinde olan bana oluyor. Akıllanmadın gitti!"

Seval Banu SARAÇ

20 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Fotoğraf

Boşluk

bottom of page