top of page

Bekleyiş


Odanın içinde bir kaç tur attı. İçi içine sığmıyordu. Boğuluverecekti sanki. Müzik setine yöneldi. Düğmeye bastı. Chopin’in sakinliğine ihtiyacı vardı. Ne zaman sıkılsa imdadına koşardı sağ olsun. Kendini zor attı balkona. Havanın ağır küflü kokusu karıştı çay kokusuna. Gökyüzü kararmıştı. "Yaz günü neydi şimdi bu?"

Karadeniz tüm heybetiyle karşısında duruyordu. Elindeki fincandan bir yudum alarak sandalyeye oturdu. Ayaklarını balkon demirlerine uzattı. Bir yudum daha aldı çayından. Ayaklarını indirdi. Bir türlü sığdıramadı bir yere. Bir demirlere bir yere derken indirdi. Etrafına bakındı, sehpada duran kitaba uzandı. Frida. "Ben kendi gerçekliğimin resmini yapıyorum." diyen Frida'ya hayrandı. Zaman zaman düşünürdü, "Onu Frida’ya çeken neydi?" diye. 20. yüzyıl başları Meksika'da sürrealist bir ressam. Hayatı mücadeleyle geçmiş bir kadın. Evirdi çevirdi, kapağını açtı. Şöyle bir göz gezdirdi. Birkaç cümleden sonra kitabı yerine bıraktı. Arkasına yaslandı. Gözlerini kapadı. Chopin tatlı tatlı ruhunun derinliklerindeki sesleri, dalgalarla buluşturuyordu.

Aldığı ödülden sonra öğretmeninin "Sen sanatla uğraşmalısın." dediği günden beri kafasına koymuştu. O gün şimşekler çakmıştı geleceğine dair. Aileyle konuşmalar, özel ders almalar. Ankara. Kampüste geçen bir aylık kurs, yurt hayatı, heyecanlı bir süreçten sonra muhteşem yaz bitmişti.

Hava iyiden iyiye kararmıştı. Yağdı yağacak eli kulağında. Hafiften soğumuştu da. Ürpererek gözlerini açtı, fincanını sardı elleriyle. Çayı henüz soğumamıştı. Isındı sanki. Bir dikişte bitirdi, bıraktı sehpaya.

Ankara’nın havası benzemiyordu Karadeniz’in havasına. Üzerinde mavi bir kot, tiril tiril askılı bir bluz, ayağında sandaletler. Ağır ağır merdivenlerden çıkarken kan ter içinde kalmıştı. Bir çırpıda merdivenleri çıkıp, listeye bakmak istiyordu ya. Pır pır eden yüreğine engel olamıyordu bir türlü. Babasının söylediklerini duymuyordu bile. Kapıya yaklaştıkça bileklerinden omuzlarına yayılan sıcaklığı hissetti. Tir tir titriyordu. Zihni de susmak bilmiyordu. "Ya bulamazsam listede ismimi? Yok canım olur mu öyle şey, hocalar ne demişti? Birinci ya da ikinci." İçine su serpilmişti. Tam rahatlayacaktı ki; Serdar’ın söyledikleri geldi aklına ‘’Kazanamayabilirsin, sınava giren çok!" Birdenbire sırtından ter boşaldığını hissetti. Haklı olabilirdi tabii. "Off! Offf! Sisifos’un efsanesi gerçek mi olacaktı yine? Ah! babası her yıl olduğu gibi bu yıl da tekrarlayacak mıydı aynı cümleleri? Sisifos’ un kayası gibi kayayı her yıl tepeden yuvarlıyor, ertesi yıl bıkmadan usanmadan kayayı tekrar dağın tepesine çıkarıyorsun." diye. Kalbi yerinden fırlayacak gibi oldu. "Ne olacaksa olsun artık!"

Nihayet binanın önündeydi. Kocaman cam bir kapı, kapıda aslı beyaz bir kâğıt. Yaklaştı. Heyecandan hiçbir şey göremiyordu.

"Kör oldum galiba!"

İlk cümleyi zar zor okuyabildi. Büyük harflerle -KAZANANLARIN LİSTESİ-yazıyordu. İşaret parmağını listenin üzerinde gezdirdi. Listenin sonuna geldi. "Yok." Tekrar listenin başına döndü. Bu kez listeye biraz daha yaklaştı. Bir eliyle ağzını kapadı, diğer eli listede. Boğazı düğüm düğüm, oracıkta dondu kaldı. Geriye çekildi. Lİsteyi işaret ederek "On yıl, on yıl sonra da olsa gireceğim bu okula."

Annesinin sesi çınlatıyordu ortalığı "Tıp okusan şimdiye kadar çoktan bitirmiştin okulu. Bak kardeşine okudu avukat çıktı bile. Hem ailede bir doktor olsa fena mı olurdu? Bu sene son. Kazandın kazandın. Kazanamadın..." duymak istemedi cümlenin sonunu. Elleriyle kulaklarını kapadı. Ayaklarını çekti karnına sandalyede kıvrıldı kaldı.

Aniden gök gürültüsüyle irkildi. Bardaktan boşanırcasına yağan yağmur eşlik ediyordu hıçkırıklarına. Saatine baktı. Saat on olmuştu. Gözyaşlarını siliyordu ki, balkon kapısında duran babasıyla göz göze geldi. Bu kez kâğıt babasının elindeydi. Uzandı aldı. Chopin susmuş, babası ise gülümsüyordu.

Seval Banu SARAÇ


16 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Düğün

Cep Mendili

Comentários


bottom of page