Altı Çizili Dostluklar
- Safiye YILMAZ
- 2 Şub
- 2 dakikada okunur

Geçenlerde bir yerde, aynı satırları çizdiğiniz dostlarınız olsun diye bir söz okudum. Epeyce düşündüm bu söz üzerine. Kelimelerin ötesine geçmiş manalara dikkat kesilince, bu basit cümleler ne kadar da büyük anlam kazanıyorlar.
Dostluğun sessiz bir kanıtıydı demek aynı satırları çizmek. Kitap okurken kalemim de mutlaka yanımda olur. Hatta hemen her zaman kitabımın arasındadır. Çok beğendiğim ya da üzerinde düşünmek istediğim cümlelerin altını çizer, bilmediğim kelimeleri not alırım. Sanki altı çizili satırlar artık bana aittirler. Onları benim yerime bir başkası kullanmış gibidir. Ben de tam olarak bu duygudayım ve bunu benim adıma yazar ifade etmiştir.
Okuduğumuz satırların altını çizmek bir anlamda bellek oluşturmak gibidir de. Kitabın genelinden süzülmüş bir anlamın kendime mal ettiğim kısmıdır bu satırlar. Bu sebeple altı çizili satırları önemserim her zaman.
Hayatta da bir şeylerin altını çizmek gibi bir eğilimim var. İmlenmesi ve unutulmaması gereken, önemli gördüğüm her şeyin altı çizilidir benim dünyamda. Ara ara imlediğim yerlere tekrar dönerim adeta.
Bana göre hayatımızda olan bazı imgesel ögeler okuma ve yazma alışkanlıklarımızda da beliriyor. Okurken neler dikkatimizi çekiyor, hangi duygularda durma ihtiyacı hissediyor veya hangi kelimelere, cümlelere takılıp kalıyorsak hayatımızda da benzer durumlar oluyor. Bu sebeple altını çizdiğimiz satırlar aslında bizi tanıtan, yansıtan, kimliğimizi ele veren birer ipucu oluyor. Satırlarını çizdiğimiz bir kitabı başka birine versek o satırlardan kim olduğumuzu üç aşağı beş yukarı çıkarabilir gibi geliyor bana.
İşte biz de dostumla böyle bir oyun oynamıştık yıllar önce. Üniversite yıllarının o delice zamanlarındaydık. İkimiz de kitap âşığıydık. Yaşadığımız kentteki ve yakınlarındaki kitap fuarlarını hiç kaçırmaz ve genellikle de adı sanı duyulmamış yazarların ve kitapların peşine düşerdik. Stantlarda saatlerce kitapları inceler, arka kapak yazısını, önsözünü okuyup seçerdik kitapları. Henüz kimsenin keşfetmediği kitapları bulduğumuzda zevkten dört köşe olurduk. Popüler olan değil de kıyıda köşede kalmış olan bize büyülü ve cazip gelirdi nedense.
Dostumla aynı kitabı alıp aynı zaman diliminde okuduk ve herkes kendi kitabının altını çizdi. Sonra kitapları oturup karşılaştırdık. Çocukluk mu, delilik mi, duygudaşlığımızı ispat çabası mıydı, bilmiyorum. Halbuki birçok bakımdan farklıydık. Farklı tarzda giyiniyor, olaylara farklı tepkiler veriyor, bambaşka kültürlerde büyüdüğümüz için birçok konuda farklı düşünüyorduk. Gelgelelim konu edebiyat olunca birbirimize çok benziyorduk. O gün altı çizili satırlarımıza baktığımızda çoğunun aynı olduğunu görünce birbirimize bakıp gülmüştük.
Ben buna duygudaşlık diyorum. Duygudaşlık güzel şey. Bizi birbirimize yakınlaştırıyor. Biriyle fikirdaş olmak yerine duygudaş olmayı yeğlerim. Fikirdaş olmak önemsizdir demiyorum fakat ondan daha önemlisi (en azından benim için) biriyle duygudaş olabilmek. Geriye dönüp baktığımda bir çok arkadaşımın farklı fikirlerden olduğunu anlıyorum şimdi. Onlarla ortak noktamız sevdiğimiz şiirler, şarkılar, filmlerdi. Duygularımız birbirine aynaydı sanki. Öyledir. Farklı insanlar olsak da hissettiklerimiz aynı değil midir? Haksızlığa uğradığımızda hepimizin canı yanmaz mı, terk edildiğimizde ağlamaz mıyız, biri bizi umursamadığında gururumuz incinmez mi, kayıplarımızın ardından hepimiz yas tutmuyor muyuz? Aşk acısı mı, onu hiç söylemiyorum bile.
İşte bu duygudaşlığı bize sağlayan şey edebiyat ve sanat. Ve tabii
ki altı çizili satırlarımızın ortaklığı.
Safiye YILMAZ




Yorumlar