top of page

Şampiyon Kanca Recep


Televizyonun üzerinde şarjdan ayrılmadığı için çoktan ev telefonu olmuş cep telefonu çaldı.

Dantel üstünde serili şeffaf naylonlu masaya yenice oturmuştu Gülten. Kocası Recep’in hapları kâse içinde sürahinin yanındaydı. Sürahi kapağının yerinde plastik çay tabağı vardı.

Telefonun sesiyle doğruldu.

Minderi çökmüş, kirden kararmış, kolunda ‘Kanca’ yazılı bornozun atılı olduğu koltuğu geçti.

“Alo anne.”

“Efendim.”

“Nasılsın?”

Geriye doğru kıvrılmış danteli kaldırdı. Boşluklara dolan tozda parmağını gezdirirdi.

“Nasıl olsun uyku yok, tünek yok. Hacı bekler gibi seni bekliyorum.”

Yerde duran, bitkin camgüzelini ayağıyla duvara doğru itti.

“Anneciğim benim işim iki gün daha sürecek boks federasyonundan randevu alamadım.”

“Ee, ne olacak şimdi? Onca dosya hazırladın, heyetlere soktun babanı.”

Lastiği gevşemiş uzun eteğinin ağan yanını yukarıya topladı.

“Olacak olacak sen merak etme. Amerika'daki örneklerini de buradaki gazeteci arkadaşım bana verdi. Biliyor musun, Amerika’da gizlilik sözleşmesi yaparak dünya para vermişler babam gibi hastalananlara?"

“Burası Amerika mı be kızım!”

Burnuna gelen ekşimiş meyve kokusunun nereden geldiğini bulamadı.

“Boksörlerin ailelerine destek olmak için yan etkilerini kanıtlayacak çalışmalar yapmışlar. Doktorlar dokuz yılda tam yüz yirmi beyin otopsisi yapmış. Şimdi Adli Tıp’a da dilekçe vereceğim, bizim boksörlere de yapmışlardır.”

Otopsi kelimesiyle irkildi “Ringde ölenlere yapmışlardır. Bizimki gibi sonradan hastalananları nereden bilsinler.”

“Yok anne bizim gibi on beş yıl sonra olanlarda varmış.”


Üçlü koltuğun kenarından yere kadar sarkmış çarşafa baktı. Evin odaları uyumak için ne kadar hazırsa uyku da o kadar uzaktı tüm yataklardan.

“Parasında değilim de hastaneye yatırabilsek… Belki iyileşir. Kızım kapatmam lazım, kıpraşmaya başladı."

Recep oturduğu koltukta dikleşti, kollarını kaldırdı. Ağzından akan salyasını çekerken sesler çıkarmaya başladı.

“Tamam anne ben güzel haberlerle döneceğim sana.”

“Haydi Allaha emanet.” Telefonu prize taktı.

“Dur be adam. Her dakika ringe çıkılmaz ki.”

Yastığı eline aldı. Mırıldanmaya başladı "Ah benim yakışıklı civanım! Ne güzel köyün çimenliğinde güreş tutardın. Boksa başlatanların boyu devrilsin."

Havada kıvrılmış duran ellere yastığı dokundurup çekti.” Oh Allah'ım sen iki iyilikten birini ver ya da benim canımı al. Gücüme gidiyor sabah akşam boksçuluk oynamak.”

Birden hışımla bağırdı "Asıl ben Ankara’ya dilekçe verecem, kaldırılsın boks. Spor dediğin adamı canlı cenazeye çevirmez ki...”

Gülten’in isyanı yatışmak bilmedi. Aynı tonla bağırmaya devam etti.

Geçen televizyonda boksör kız "Doktorların, avukatların çocukları boksör olur mu hiç? Benim babam kapıcı," dediydi. Babası bilse beyni cılk olacak, göz bebeğini hiç dövüştürür mü?

Yastık kayınca Kanca Recep, Gülten’in bileklerini kavradı.

“Bırak, ellerimi bırak, yeter Allah aşkına. Bir de bu çıktı, tuttun mu bırakmıyorsun. Bırak, vallahi atarım şuradan kendimi.”

Recep elinin birini bırakabildi. Başını yana doğru alttan çevirerek kaldırdı. İri iri açılmış gözlerinden yalvarmayla karışık yaş gelmeye başladı.

“Yok seni atamam tövbe, ikimiz de atlayamayız. Ağlama Recebim, ben sözün gelişi söyledim öyle," derken boştaki eliyle Recep'in seyrelmiş saçlarını, yağlanmış kafasını azalmayan şefkatiyle okşamaya devam etti.

Kanca ayağa kalktı, Gülten’in bırakmadığı elini şampiyonu sunan hakem gibi tutkuyla havaya kaldırdı.


Hülya HİÇYILMAZ


5 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Fotoğraf

Boşluk

bottom of page